Kuşadası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kuşadası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2017 Pazartesi

Kar

         


         Merhabalar,
         Hayır, Orhan Pamuk’un Kar romanından bahsetmeyeceğim bugün. Tabii o da bir yazı konusu olabilir ama bugünkü konumuz o değil.
         Malum kar yağdı. Bunun üzerine Facebookta arkadaşım olan bir abi “Sizce de bu kar olayı fazla abartılmadı mı?” yazmış. Haklı da olabilir tabii. Zira ülkecek neredeyse kar yağıyor diye bir zil takıp oynamadığımız kaldı. Herkes çok sevindi, çok mutlu.
         Sanırım delirmemek için tutunacak bir şeylere ihtiyacımız var hepimizin. Karın yağması iyi elbette. Doğanın kara da yağmura da soğuğa da ihtiyacı var. Ama herkes çıldırmış gibi karın yağmasını kutluyor. Bir de karın tüm kötülükleri, çirkinlikleri örttüğü duygusu var tabii. Ben tüm kar temalı paylaşımların arkasında bu nedeni görüyorum biraz da.
         İzmir’dekiler de kar yağmıyor diye ağlıyor. :) Gerçi İzmir’de benim yaşadığım yere az da olsa yağıyor ama Balıkesir’de doğup büyümüş biri olarak bu bana kar gibi gelmiyor bile. Ben küçükken diz boyu kar yağardı. Balkona ayrı, bahçeye ayrı, sokağa ayrı kardanadam yapardık.
         Gerçi Kuşadası’na kar yağması daha komikti. Üniversite birinci sınıfta yağmıştı ve hayatında ilk kez kar gören arkadaşlarım vardı. Nasıl hiç kar görmemiş olurlar diye şaşırmıştım. Ama en son 25 yıl önce mi ne yağmış. :) Dağın tepesindeki okulumuza 5 cm bile olmamış karda minübüs şoförleri çıkamamıştı. Okulda hemen elektrikler kesilmiş ve dersler de iptal olmuştu. Dile kolay tabii. 25 yıl.

         Herkesin de söylediği gibi tüm kötülükleri örtsün kar. Giderken de yanında alıp götürsün. Bir de artık kimse ölmesin. Daha fazla bombalı patlamalı rüya görmek istemiyorum.

5 Haziran 2016 Pazar

Arkadaş




         Benim için arkadaş kelimesi bile çok büyük bir sorun. Herkesten arkadaş olmaz, olmuyor da. Dost ise çok ayrı bir yazının konusu. Fazla da dostum yok zaten. Olmamalı da bence.
         Bir süredir hayatımda bazı sadeleştirmelere gittim. Eşyalar, kozmetik ürünleri ve hatta kitaplarda bile. Kitaplar da ayrı bir konu tabii. Kitaplarla aram iyidir. Yani ben öyle düşünüyorum tabii. Ama artık çok fazla kitap almıyorum. Buna son iki yıldır falan devam ediyorum sanırım. Almıyorum çünkü hiçbir yere sığamıyorum. Ah, bir de taşınırken çok zor oluyor. Eşyamdan çok kitap kolim oluyor. Bir de artık kütüphanemde sevmediğim kitapları barındırmak istemiyorum. Ve tabii bir de e-kitaplar var. Üç nesil sonraki torunuma yetecek kadar çok e-kitabım var, belki de daha fazla, bilemiyorum. Bu yüzden sadece kütüphanemde olmasını istediğim kitapları alıyorum.
         Gelelim arkadaş konusuna… Üniversite bitince Kuşadası’ndan ayrılıp İzmir’e yerleştim biliyorsunuz. Oradaki hayatımdan uzaklaştım haliyle. Taşındıktan sonra bazı arkadaşlarım ya da arkadaş dediklerim tavır aldılar bana. Gittim diye. Ama herkes kendi hayatını yaşıyorken bu tavrın sebebini anlayamadım hiç. Kendi yolumda ilerleyebilmem için buraya gelmem gerekiyordu. Başka bir çözümü de varmış aslında bu yolun ama o zamanki kafamla düşünememişim işte bunu. Taşınmadan da Japonca kursuna gidebilirmişim mesela ama çok zor olacaktı. Ve kurs için de sezonun bitmesini beklemem gerekecekti falan filan. İzmir’e taşınmak daha kolay geldi gözüme. İnsanların içinde bulunduğum durumu ya da yönümü anlamalarını beklemiyorum ama yargılamalarını da anlayamıyorum doğrusu.
         Geçen gün Facebook’ta bir arkadaşımın beni sildiğini gördüm. :) Güldüm tabii hala böyle şeyler var mı ya diye… Kendi kendine tavır almış bana. Canı sağolsun. Ama bu hareketi komik bulduğumu da söylemeden geçemeyeceğim.
         Öyle işte. İşine yaramıyorsan, kendi yolunda yürüyorsan yoksun onlar için.

         Ne diyelim. Bu da onun yolu. 

29 Mayıs 2015 Cuma

“Hayat kısa, kuşlar uçuyor!”

        


         Hayat karmaşası içinde ne zaman yazmayı bıraktım bilemiyorum. Oysa yazmak benim için hava, su gibiydi. Biloga yazmayı ise ayrı seviyordum. Çünkü insan bazen etrafındakilerle bile gündelik şeyleri paylaşamayabiliyor. Ama buraya yazdıklarım ne edebi değeri olan şeyler ne de günlüğüme yazacağım kadar mahrem şeyler. Yine de yazıp içimden atmam gereken şeyler.
         Ama işte oradan oraya koştururken hayatın içinde bir şeylerden de etmek gerekiyor sanırım. Ben de farkında olmadan buraya yazmaktan vazgeçmişim meğer. Sonra bir baktım ki sadece biten ürünlerin yazıları var bilogda. Tam olarak işi bu değilki bu bilogumun amacı. Burası benim günlük hayatımın günlüğü.
         Öyle işte.
         İç hesaplaşmamı da bitirdiğime göre neler olup bittiğini yazabilirim.
         Finallerim bitti Salı günü. Çarşamba günü de sınıfcak pikniğe gittik. Mezuniyet pikniği. :)Evet, mezun oluyorum. Mezuniyet törenim de yarın.
         Beş yıldır okuduğum, çoğu zaman zorla okula gittiğim okulum sonunda bitti. Bitsin diye dua ederken şimdi okulum bitti diye üzülüyorum. Özlemem dediğim şeyleri daha gitmeden özlemeye başladım bile.
         Bu arada Kuşadası’ndan taşınma kararı aldım ve İzmir’den ev tuttum bile. Seçimden sonra İzmir’e taşınıyorum. Orada çalışacağım. İlerleyen dönemde de Japonca kursuna gitme planım var.
         Türkiye turunu tamamlamış olsam da YDS’yi geçemediğim için (çalışmadım ki) henüz kokart alamayacağım. Bu da demek oluyor ki henüz turist rehberliği yapamayacağım. Şu an ki hedefim Eylüle kadar hem bir yerde çalışıp, Japonca kursu için biraz para biriktirmek hem de Eylül’deki YDS için İngilizce çalışmak. Eylül’den sonra da TUREB’in açacağı Japonca sınavı için kursa gitmek. Tabii inşallah TUREB sınav açar. Talebe ve açığa göre açılıyor çünkü sınav.
         Yani bir yıllık plan ve hedeflerim bu yönde. Bu bir yıl içinde İzmir’deyim. Sonra İzmir’de kalmaya devam eder miyim yoksa başka bir yere taşınır mıyım şimdilik bilemiyorum.
         Rehberliğe başladıktan sonra uzmanlaşabilmek için Jeomorfoloji yüksek lisansı da yapmak istiyorum ama bu çok sonraki planlardan biri. Rehberliğe başlamadan yüksek lisans yapmayacağım.

         Şimdi bunca eşyayla İzmir’e taşınmak var. O kadar kitabı nasıl götüreceğim, yaşayıp göreceğiz.

3 Mart 2015 Salı

Bitenler #22

        
         Bir bitenler yazısı ile daha seninleyin bilog. 26 Ocakta Batı etabını yapmak üzere tura çıktım. 9 Şubatta turumuz bitti. Kuşadası’nda bir gece uyuyup ertesi gün hemen İstanbul’a doğru yola çıktım. Nedense böyle seyahat ederken ürün bitiremiyorum ben. Bunun sebebi de seyahat için yeni ürünler açmam sanırım. Ne geride bıraktıklarım ne de yanımda götürdüklerim bitiyor o yüzden.
         Bu sefer az ürün var yani. Hadi başlayalım.


         Avon Naturals Nar Özü ve Kamelya Yağı İçeren Şampuan: Böyle büyük ürünleri çok sevdiğimi söylemiş miydim? Daha önce de başka bir çeşidini kullanmıştım Avon’un bu şampuanlarından. Uzun süre bitiremediğim için sonlarına doğru sıkılmıştım ama performansından memnun kalmıştım yine de. Bunu da sevdim. Yarısını Doğu turunda yarısını da Batı turunda kullandım. Fiyatı da çok uygundu ve kocaman bir ürün. Elimdeki ürünler bitince ve Avon ürünleri satan birini bulursam yeniden alırım.
         Avon Naturals Papatya ve Aloe Özlü Şampuan: Yukarıdaki ürünle aynı düşüncelere sahibim bu ürün için de. Kokuları da beni rahatsız etmedi. Sanırım elimde bir ya da iki çeşidi daha var.
         Palmolive Termal Spa Duş Jeli: Sevdiğim bir ürün oldu. Sonlarına doğru içine Selin’in duş scrubunu dökmüştüm. Öyle de çok güzel oldu bence. Şu ara elimde bir sürü sabun olduğundan bir süre duş jeli almamaya karar verdim.


         Schwarzkopf Gliss Sıvı Saç Kremi: Hep kullandığım saç açıcı ürünüm. Fakat bu kez farklı bir ürün kullanmaya başladım. Çünkü artık saçımın bu ürüne alışmaya başladığını düşünüyorum. Bir süre de onu deneyeyim. Memnun kalmazsam yine bu ürüne dönerim.
         Dove Original Deodorant: Doğu turuna giderken almıştım bunu. Normalde stick ürün kullanırım ama turda sprey ürünlerin daha iyi olacağını düşündüğümden bunu almıştım. Çok sık kullanmadığımdan anca bitti. Kokusu falan fena değildi. 48 saat koruma vaadi var ama hiç o kadar denemedim. Zaten dağ tepe dolaştığımızdan gün içinde de birkaç saatte bir yeniliyordum ben ne olur ne olmaz diye. Yine tur gibi uzun süreli dışarıda kalacağım zamanlarda tercih edebilirim belki.
         Zeytin Sarayı Argan Yağlı El, Yüz ve Vücut Kremi: Şirince’den aldığım setin üçüncü kremi bu. Zeytinyağlı, güllü, argan yağlı ve narlı olanı var ve en çok zeytinyağlı olan ile argan yağlının kokusunu sevdim. Şimdi narlı olanı kullanıyorum ama kokusu pek hoş değil. Batı turunda Şirince’ye de gittik tabii ki. Ben hemen o alışveriş yaptığım dükkanı bulup iki adet zeytinyağlı, iki adet de argan yağlı krem alıp çıktım. Gerçekten güzel kokuyorlar ve nemlendirmeleri de oldukça iyi. Eğer yolunuz Şirince’ye düşerse ya da bu ürünler karşınıza çıkarsa bir denemenizi tavsiye ederim.
         Benri Kuru Şampuan: Kuru şampuan furyası deli gibi esmeye başladığında ben de merakıma yenilip denemek için bu ürünü almıştım. Zaten o zaman çok fazla da çeşit yoktu. Neyse ki seyahat boyunu almışım. Çünkü kuru şampuan olayı çok bana göre değil bence. Hem kokusunu sevmedim, benim için çok ağır. Hem de saçımı sertleştirmesini sevmedim. Yani bunu kullanacağıma yarım saatte saçımı yıkayıp çıkmak daha mantıklı geliyor bana. Sevemedim yani.
         Pure’n Soft Feminine Cleansing Wipes: Bu ürünleri özellikle seyahatlerde kurtarıcı olduğunu düşünüyorum. Turist rehberliği öğrencisi olduğum için Türkiye turuna çıkmam lazımdı. Özellikle Doğu turunda doğru düzgün bir tuvalet bile bulamadığımız zamanlarımız oluyordu. O yüzden o zaman da Batı turunda da su bile bulunmayan bazı yerlerde bu ürün kurtarıcım oldu. Fiyatı da uygun.
         İsmi olmayan iki ruj: Kimbilir ne zaman alınmış isimleri silinmiş kırmızı rujlar. Atıyorum.


         Benim bitenlerim bu kadardı. Siz neler bitirdiniz? Bu ürünlerden kullandıklarınız var mı?

28 Aralık 2014 Pazar

H’içlenme

         
         Çok hastayım…
         Çok hastayım ve tam geçti derken yeniden hasta oldum. Zor zar nefes alıyorum ve burnumun tıkalı olmasından nefret ediyorum. Başımın ağrısından nefret ediyorum.
         Yarın finallerim başlıyor. Geçen seneye göre biraz erken. Geçen sene 2 Ocakta başlamıştı çünkü. 1 Ocak benim için zor bir gün olmuştu, hatırlıyorum. Sınavlarımı etkileyecek kadar zordu ve özellikle de ilk sınavım çok kötü geçmişti.
         Bu kez erken başlıyor sınavlar. Yarınki sınavım biraz zor. Aslında İngilizce sınavı. İleri İngilizce diye geçiyor da zor olan hocası. Sev-mi-yo-rum.
         Birinci dönem de bitti. Biliyorum ki ikinci dönem de çok hızlı geçecek. Sonra… Sonra mezun olacağım. Kafam çok karışık. Aslında her şey çok belirgin. Yoluma nasıl devam edeceğimi biliyorum. Ama yine de kafam karışık.
         Dönem arasında batı turunu çıkarmaya çalışıyoruz. Eylülde doğu turuna çıkmıştım zaten. Batıyı da dönem arasında yapıp okulu etkilemesin istiyoruz ama istenilen sayıya ulaşamadık henüz. Yarın da son gün. Ne olacak, hiç bilmiyorum. Zira, doğu turundan döndüğümde en az bir ay kendime gelememiştim. Okula hiç gitmek istemiyordum. Her şey boş geliyordu falan. Sonra da vizeler başladı zaten. Sudan çıkmış balık misaliydi yani. aynı şeyleri yeniden yaşamak istemiyorum açıkçası.
         Para sıkıntım devam ediyor. Ufak çözümler buldum ama henüz düzenli değil hiçbir şey. Hayat çok zor yahu!
         Bu arada yakın zamanda doğu turunu gün gün yazmayı planlıyorum. Unutacağım yoksa.

         2014’te okuduğum kitapları da yazacağım. Hedeflediğim sayıya da ulaşamadım ne yazık ki. Daha bitmedi yıl ama bu kadar kısa sürede de o kadar kitabı okuyabileceğimi sanmıyorum.


4 Aralık 2014 Perşembe

Tehlikeli Oyunlar

         
         İki gecedir deli gibi yağmur yağıyor. Sonra da gündüz sanki bütün gece yağmamış gibi günlük güneşlik geçiyor. Yağmurdan mıdır bugün çok geç kalktığımdan mıdır yattığım halde uyuyamadım bir türlü. Döndüm döndüm durdum. Bari gidip “Filiz Hiç Üzülmesin”i bitireyim dedim ve onu bitirdim. Sonra bloga yazısını da yazdım. Buradan okuyabilirsiniz. Ama uyku hala yok.


         Gelmeyen uyku yapmışlar baksana. E maden gelmiyor, şu kaç gündür aklımı kurcalayan, repliklerini bir türlü aklımdan çıkaramadığım Tehlikeli Oyunlar’ı da yazayım da aradan çıksın o da.


         Geçtiğimiz Cuma tiyatroda “Tehlikeli Oyunlar” oynadı. Tek kişilikti. İlk kez tek kişilik bir oyun izledim bu arada. Neden bu kadar etkilendim bilmiyorum. Ya da biliyorum aslında. İşte ben bu aralar tam o sınırdayım. Düşle gerçek karışmış gibi. Hikmet gibiyim. Erdem Şenocak çok iyiydi bir kere. Role de tam uyduğunu düşünüyorum.


         Bu arada bir süredir metin yazarlığı yapıyorum ben. Paraya ihtiyacım var aslında. Durumum sıkışık bir süredir. Garip de geliyor doğrusu ısmarlama yazı yazmak. Tamam, zaman zaman dergilere, sitelere falan da yazıyordum konu belirtilince. Ama son senelerde nedense bu işi para için yapamacağımı düşünüp duruyordum. Ama işte durumlar… Bu kadar sıkışınca en iyi bildiğim işi yapayım dedim ve balıklama daldım işin içine. Şimdilik iyi gidiyor sanki. İlk başlarda zorlansam da daha iyiyim sanki şu ara. Hem her gün yazıyor olmak da iyi geldi sanki. Kafamda sürekli yazı fikirleri beliriyor. Yeni öyküler düşünüyorum. Yarım romanıma kafa yoruyorum. Biraz uykusuz kalıyorum ama halimden memnunum doğrusu.

         

30 Kasım 2014 Pazar

Bitenler #20


Zaman ne kadar da hızlı geçiyor yahu! Kasımın da sonuna geldik. Bu yıldan hiçbir şey anlamadım doğrusu. Zaman hızlı geçiyor geçmesine de ürünler nedense yavaş bitiyor. Soğuk diye yerimden kıpırdamak istemediğimden olabilir mi (!) acaba?!
Bakalım neler bitmiş bu ay:
Johnson’s Baby Şampuan: Daha önce de bitirmiştim bundan. Bir ara yeniden alabilirim. Güzel bir ürün.
Sensitive Alkolsüz Ağız Çalkalama Suyu: Her ne kadar alkolsüz dese de yeterince acıydı. Bir yerden bu tip ürünlerin ağız içindeki yararlı bakterileri de öldürdüğünü okumuştum. Düzenli kullanmadım yani. üşeniyordum zaten. 2-3 günde bir kullanıyordum. Bir adet daha var aynı üründen elimde.
Divinia Yüz Yıkama Kremi: Bu üründen nefret ettim. Banyoda da kullanmayı denedim ama berbat bir ürün. Bitiremedim. Kendisine çok sinirliyim. Daha fazla dayanamayacağım. Atıyorum ne yazık ki.
Diadermine Koruma Etkili Nemlendirici Bakım Kremi: En az Divinia kadar nefret ettiğim bir ürün daha. Kokusu berbat. Yüzdeki duruşu berbat. Kalıp gibi oluyor resmen. Sürdükten sonra gidip yıkama hissi uyandırıyor bende. Ne yapsam kullanamadım. Bitiremedim de, verecek kimse de bulamadım. Çöpe gidiyor.
Dalan D’olive Zeytinyağlı Yoğun Bakım Kremi: Canım ciğerim Dalan. :) Bu ürünü ne kadar çok sevdiğim ortada. Ama bunu erkek arkadaşım kullandı. Tabii ki ben verdim, tabii ki. :)
Gris Alkolsüz Islak Havlu: Güzeldi, denk gelirse alabilirim yeniden.
Sensitive Aloe Veralı Diş Macunu: Yukarıda yazdığım ağız çalkalama suyu, iki adet diş macunu ve bir adet fırçadan oluşan bir set almıştım ve üstelik iki set almıştım. Yani elimde daha 3 tane diş macunu var. Ama ziyan değil. Diş macunu sonuçta. Kullanılır elbet. Tadı bir garip olsa da (artık alıştım sanırım) temizlemesi güzel.


23 Kasım 2014 Pazar

Buralarda Hava…

         
         Buralarda hava soğuk sayın seyirciler. Türkiye turunun son haftası hayli soğuk geçmişti. Kuşadası’na dönünce de adapte olmakta epey zorlanmıştım. Çünkü buraya kış gelmek bilmedi bir türlü. Ama son bir hafta oldukça soğuk geçiyor. Ben tam bu ılık havaya alışmışken birden soğudu. Burnumu dahi çıkarmak istemiyorum evden. Ki ev de buz gibi ya, orası ayrı.


         Evden çıkmak istemiyorum da dışarıda da güzel olaylar oluyor. Geçenlerde de bahsetmiştim. Kuşadası Meclis Salonunu tiyatroya çevirdiler ve her Cuma bir oyun oynanıyor. Daha öncekilere gidememiştim sınavdı oydu buydu derken ama Cuma günkü oyuna gittim. Mustafa Balbay’ın yazdığı Yargıtatör. Bol mesajlı güzel bir oyundu. Düşündürücüydü.


         Cumartesi günü ise Niyazi Koyuncu’nun konseri vardı aynı salonda. O küçücük salonda nasıl konser olacak ki diye düşüncelerle aldık biletlerimizi. Ama hem gelenlerin neşesi hem de Niyazi Koyuncu’nun enerjisiyle çok eğlendik. Sanırım hayatımda en eğlendiğim konser buydu. Niyazi Koyuncu, abisi Kazım Koyuncu’ya ne kadar benziyor derdi herkes. Gerçekten de benziyorlar.

         Pazar günümü de biraz ders çalışarak, biraz dizi izleyerek ve bolca yazı yazarak geçirdim, geçirmekteyim. Yarın yine yoğun bir haftaya giriş yapacağım. 

19 Kasım 2014 Çarşamba

Bu Aralar Ben…

         
         Geçen hafta susuz yaz gibi susuz bir vize haftası geçirdim resmen. Vizelerimin kötü geçmesine mi yanayım yoksa sokaktaki toprak kayması yüzünden suların kesilmesine mi yanayım bilemedim. Hayır yani en sonunda bitleneceğim diye korktum. Dağ gibi yığılan bulaşıklar da cabasıydı tabii. Neyseki geldi de büyük bir faciadan kurtulduk. :)
         Doğu turundan sonra her şey çok hızlı geçti hatta geçiyor. Daha ben okula bile alışamamışken sınavlar geldi çattı. Ne olduğunu anlayamadım bile. İte kaka geçirdim de bakalım sonuçlar nasıl gelecek.
         Ocak sonuna doğru Batı turuna da çıkacağım. Bir aksilik çıkmazsa tabii. Okulun bitmesine çeyrek var resmen. Bir yandan da biricik YDS’ye çalışıyorum tabii. Bir yandan da bazı projeler içerisindeyim. Öylece geçip gidiyor günler.
         Öte yandan da gelgitli bir ruh hali içerisindeyim. Farkındayım dengesizliğimin de kontrol edemiyorum sadece. Üzüyorum o zaman da işte. Biliyorum. En çok da yanımdaki etkileniyor bundan.
         Hep kötü şeyler de oluyor değil tabii. Kuşadası Meclis Salonu tiyatroya dönüştürüldü mesela. Artık her Cuma bir oyun oynanıyor. Daha gitmek kısmet olmadı ama bu Cuma gitmeyi planlıyorum.
         Arada sırada da küçük DIY projeleri yaptım. Onları da bir ara paylaşacağım.
         Bir de bir süredir bazı şeyler alıyorum. Canım sıkıldıkça alışverişe sarıyorum da denilebilir. En son takı aldım bugün de. Allah sonumu hayır etsin. :/



          


Zahir

Dünya hep kendisi için dönüyor. Üstüne alınma sen!

9 Kasım 2014 Pazar

Bitenler #19

         


         Biten ürünlerin yazılarını okumayı da videolarını da izlemeyi çok seviyorum. Daha sonra aynı ürünle karşılaştığımda yorumumu hatırlayabilmek için de yazıyorum. Bakalım bu ekim ayında neler bitirmişim?
         Neutrogena Visibly Clear Siyah Nokta Temizleyici Peeling Jel: Sevemedim bu ürünü. Kokusu aynı çocuk aspirini gibiydi. O yüzden banyoda her kullanışımda beni çocukluğumdaki hasta zamanlarıma götürüyordu. Almayacağım bir daha.
         Zeytin Sarayı Zeytinyağlı El, Yüz ve Vücut Kremi: Ah, işte bu ürünle aşk yaşıyordum. İnstagramdan paylaşmıştım. Şirinceden dörtlü set halinde almıştım bu el kremini. En güzeli de bu zeytinyağlı olanıydı bence. Kokusu harikaydı ama bitti. :( Bu arada hem Türk malı hem de hayvanlar üzerinde test yapmıyor. İçinde paraben de yok hem. Daha ne olsun yahu! Şirince’ye gidersem bir daha stok yapacağım. :) Zeytin ne faydalı şey aslında, da işte bazıları anlamak istemiyor bir türlü. Gözünü para, beton bürümüş o kimselerin.
         Sweet Snuggles Hot Fudge Body Scrub: Bir önceki ay da duş kremini bitirmiştim. Bu ay da scrubı kullandım. Tanecikleri falan iyiydi de kokusu beni benden aldı ya. Ben böyle vanilya, çikolata, karamel kokularından hiç hazzetmiyorum. Bu da karamel kokuyordu. Sanki karamelle yıkanıyormuşsunuz gibi. Ferahlık hissi vermiyor işte bana. Neyse ki küçük bir üründü ve yılbaşında çıkan kofrelerdendi ve hediyeydi. Denk gelmez herhalde bir daha. Ama daha vücut losyonu var sırada.
         Nivea Moisturising Sun Lotion: Ben son birkaç senedir yaz kış güneş kremi kullanıyorum. O zamanlar kullandığım karaciğer ilaçları sonrasında cildim çok hassaşlaştı ve güneş alerjim ortaya çıktı. Bu ürünü de çok severek kullandım. Çoğu güneş kremi gibi gıcır gıcır bir his bırakmıyor ve kolayca emiliyor. Elimdeki ürün bitince yeniden alabilirim.
         Signal White Now Diş Macunu: Bu ürünü sevmiştim, ferah bir his veriyordu. Yeniden alabilirim.
         Avon Color Trend Lip Gloss: Sonunda bitti! Şunu anladım ki ben gloss insanı değilim. Yapış yapış o histen de nefret ediyorum. Bir daha gloss mloss almayacağım.
         Watsons Traş Bıçağı: Uygun fiyatlı, iş gören bir ürün. İki tane çıkıyor içinden.
         Yumoş Islak Havlu ve Islak Mendiller: Yumuşatıcının yanından çıkmıştı bu ürün. Güzeldi. Islak mendiller çok kullanışlı oluyor çantada.

         Watsons Mini Heat Pad: Bunu bu sabah açıp kullandım, kullanıyorum hatta hala. Dün doğa yürüyüşüne gittik Beşparmak Dağları’na ve rüzgarda üşüdüm galiba biraz. Akşamdan beri karnım ağrıyor. Sıcak su torbası iyi güzel de ben hep öyle sabit kalamıyorum ayağımın altında torbayla. Bu sabah da aklıma bu geldi. Geçenlerde denemek için almıştım. Atletinizin üzerine yapıştırıyorsunuz ve havayla birleşince kendi kendine ısınıyor. Sabahtan beri baya iyi geldi. Rahatladım. Sanırım bir paketin içinden 5 adet çıkıyor. Memnunum şu an. 

14 Ekim 2014 Salı

Kitap Meydan Okuması (2)


Yazacağım deyip yazamamak… İşte bütün mesele bu.
Balıkesir’den Kuşadası’na döndüm.  Okula başladım tabii. Yani okul 15 Eylülde başladı da biz turdan döndüğümüz ve de araya da bayram girip de bayram tatilini biraz daha uzattığımız için dün başlamış oldum. Bugün ikinci günümdü yani.
         Okula ve adaya uyum sağlamaya çalışırken blogu ve yazmam gerekenleri unuttum tabii. Ama neyse ki çok geç olmadan geri döndüm. :)
         Kitap meydan okumasına devam edelim. :)
         2. gün: Üç kere ya da daha çok okuduğun kitap.
         Çocukken sevdiğim kitapları birden fazla kez okurdum ama büyüdükçe bu azalmaya başladı. O zaman kitabım azdı ve tekrar tekrar okuyabiliyordum. Açıkçası ortaokula kadar da gidip kendi kendime kitap almışlığım yoktu. Ama büyüdükten sonra dünyada okunacak bir sür kitap olduğunu ve benim buna ömrümün yetmeyeceğini farkettiğimden sonra yani bir kitabı ikinci kez çok nadir okumaya başladım.
         Tabii ki bazı kitaplarım hep çok özel. Ara ara bazı sevdiğim kısımlarını okuyorum ama tam okuma denilemez herhalde bunlara.
         Üç ya da daha fazla okuduğum kitaplar Jane Eyre (Charlotte Bronte) ve İki Şehrin Hikayesi (Charles Dickens)’dır herhalde.

         Bir de ilginçtir ki bu iki kitabın hiç Türkçe baskısını okumadım nedense. Hep İngilizcesini okumak nasip oldu. 

         *Not: Fotoğraf Google'dan. 

10 Ekim 2014 Cuma

Geri Döndüm, Kitap Meydan Okuması (1)



Merhabalar…
Çok çok uzun zaman oldu yazmayalı ama buralarda değildim zaten. Turist rehberliği öğrencisi olduğum için Türkiye turunu tamamlamam gerekiyor. Ben de 4-30 Eylül tarihleri arasında Doğu Etabını gerçekleştirmek üzere tura çıktım. Tur Ankara’dan başladı. Yani herkes Ankara’da toplandı.
Bu konuyla ilgili düşüncem şudur: Ya 27 günü gün gün yazmak istiyorum buraya ya da en çok sevdiklerimi, en belirgin olanları yazmak istiyorum. Bilemiyorum şimdilik.
Bir sürü anı ve fotoğrafla döndüm Kuşadası’na. 1 Ekim’di o sabah. Ertesi gün okula gittim, akşama kadar derse girdim. Anlatılanlar bir kulağımdan girdi, bir kulağımdan çıktı sanki. Çünkü bu eğitim turunda anladım ki okulda aldığımız eğitim bir yalanmış. Benim asıl ihtiyacım olan yerinde görmekmiş her yapıyı.
Tur hiç bitmesin istesek de acısıyla, tatlısıyla ve hastalıklarımızla bitirdik bir şekilde ve çok güzel arkadaşlıklar da edindik bu süreçte. Hani derler ya ya yemekte ya yolculukta tanırsın bir insanı diye, hah işte o söz çok doğru. Kimin ne olduğunu anlıyorsun öyle yerlerde. Anladım ben de.
Neyse yarından itibaren tur yazılarına başlamayı planlıyorum. Bir aksilik çıkmazsa tabii.
Bu arada ben şu an Balıkesir’deyim ailemin yanında. 1 Ekim’de Kuşadası’na geldim ya, 3 Ekim’de de Balıkesir’e doğru yola çıktım. Yarın dönüyorum ama artık. Okuldaki devamsızlık aldı başını gitti çünkü. Ama en son Şubatta gelmiştim zaten eve. Neredeyse bir yıl olacaktı. Şimdi gelmeseydim bir daha da gelemeyebilirdim. Çünkü daha turun Batı etabı var. O da ara tatil zamanı olsa bana eve gelmek için yine vakit kalmayacak. Neyse ya, öyle işte burada havalar…
Bu arada ben buralarda yokken bir etkinlik başlamış Kitap Meydan Okuması diye. İçinde kitap varsa ben de varım zaten. Her güne bir soru cevaplayacak şekilde 30 soru var. Her gün ya bir şeyler yazıyorsunuz o soru ile ilgili ya da fotoğrafla da cevaplayabiliyorsunuz. Herkes eylül ayında yapmış ama malum ben eylülde doğunun o şehri senin öbür şehri de benim şeklinde geziyordum. Ekimin de ortası geldi ama şimdi başlasam olur herhalde diye düşündüm. Olmazsa da oluversin yahu! Eğitimim için geziyordum sonuçta.
Haydi başlayalım:
1.   Gün: Geçen sene okuduğun en iyi kitap:
Geçen seneden kasıt 2013 yılı sanırım. Hoş bu yıl da bitmek üzere ama…
Ayy… Bir sürü kitap var. Geçen sene hayatıma artısı çok olacak kitaplar okuduğumu düşünüyorum. Hakan Günday-Zargana, Tuba Çandar’ın Mualla Eyuboğlu Anhegger ile yaptığı söyleşilerden oluşan Hitit Güneşi, Yılmaz Aydın-Aztekler: Gizemli Bir Halkın Tarihi, Jerzy Kosinski-Boyalı Kuş, Sabahattin Ali- Markopaşa Yazıları ve Ötekiler, Gürsel Korat-Taş Kapıdan Taç Kapıya: Kapadokya, Hakan Günday-Ziyan, Metin Kaçan-Fındık Sekiz, Hakan Günday-Azil.

En çok beğendiğim, çok iyi dediğim kitaplar bunlar. Bazıları mesleğimle ilgili isimlerinden de anlaşılabileceği gibi. Bu arada Hakan Günday ne yazsa beğeniyorum galiba. :)

*Not: Fotoğraf Google amcadan.

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Bitenler #17

         


         Ülkemiz garip bir yere doğru sürüklenirken benim hayatım da bol iniş ve çıkışlarla devam ediyor. Çok fazla uğrayamasam da buralara aklım hep yazılarda, kitaplarda.
         Aslında bu bitenler yazıları bir yandan da kendimize ne kadar baktığımızın, ne kadar iyi davrandığımızın da bir göstergesi. İşte ben son zamanlarda biten ürünlerimden anlıyorum ki ben kendime hiç iyi davranmıyorum. Makyaj falan da yapmıyorum zaten. Kuşadası o kadar sıcak ki her an buharlaşacakmışım gibi hissediyorum. Bakalım neler bitmiş:
         L’oreal Pure Zone Derinlemesine Arındırıcı Jel: Şu içinden yüz pedi çıkan yüz yıkama jelleri gibi aynı. Belki de onlar bunun yeni versiyonudur, bilmiyorum. Ama fena bir ürün değildi. Kokusu da beni rahatsız etmedi. Rastlarsam yeniden alabilirim.
         Beauty Formulas İntimate Temizleme Jeli: Bu ikinci ya da üçüncü paketim olmalı. Gerekli böyle şeyler. Yenisini açtım bile.
         Palmolive  Aroma Therapy Energy Duş Jeli: Mandalina ve limon otu özü varmış içinde ama ben nedense hep yeni demlenmiş yeşil çay kokusu alıyordum. Hiç sıkılmadan kullandım. Yeniden bulursam alacağım.
         Avon Outspoken İntense Parfüm: Çok severek kullandığım bir parfümdü. Ama katolokta göremedim. Denk gelirse yeniden alacağım.
         Lady Speed Stick: Başlarda sabun sürüyormuşum gibi gelse de sonradan çok sevdim bu ürünü. Yenisini aldım bile.

         Dalan D’olive Yoğun Bakım Kremi: Benim sadık yarim Dalan’dır.

29 Temmuz 2014 Salı

Bayram Gelmiş

         


         Bayram gelmiş, hoş gelmiş.
         Geldi gelmesine de ben yine ailemden, şehrimden uzakta bir başımayım buralarda. Doğrusu Kuşadası’nda da pek bayram yaşanmıyor gibi.
         Bu bayram da buruk geçiyor vesselam.


         Benimkinden iyi bir bayram geçirmeniz dileğiyle. 

14 Nisan 2014 Pazartesi

İç Dökmeye Geldim

         


         Merhaba blog, nasılsın? İç dökesim var da biraz, günlüğüm de çok uzakta biliyor musun? Ben de sana yazayım dedim.
         Bu ay (her zamanki gibi) çok yoğunum. Dernekçek bir proje uygulamaya çalışıyoruz. İnşallah başaracağız.
         Bazı konularda çok sinirleniyorum. İnsanların şişkin egolarıyla etrafta dolaşmaları beni çıldırtıyor! Konuya değil de “ben yaptımcılık”a odaklanmaları da ayrı bir olay ayrıca! Bu konuda çok konuşasım var da biraz daha sabredeyim de olayı iyi bir gözlemleyeyim. Belki hata bendedir!
         Bir süredir yazmaya çalıştığım bir roman var. Çatısını kurup kurup başlıyorum ama başka bir gün tekrar yazmaya başladığımdan yeniden bir çatı kuruyordum. İsimleri kafamda oturtamadığımdan böyle oluyordu, biliyordum. İşte bu gece –en sonunda- Barboros Çağman isminde karar kıldım. Karakterine de uyduğunu düşünüyorum. Belli bir yol da katettim. Tez zamanda bitirip yayınlanmasını istiyorum. Ama sindire sindire de yazıyorum. Bu kitap benim için çok önemli!
         Yaz da geliyor. Ne hızlı geçiyor bu mevsimler?! Hayır yani üçüncü sınıfı da bitiriyorum. Şaka maka seneye mezun olacağım yahu! Hayatımda ilk defa gelecek kaygısı yaşıyorum.
         Ha, bu arada 6 Nisanda YDS’ye girdim. Bana iyi geçti gibi geldi. Sanki kolaydı da ama herkes akşamına facebooka çok zordu diye yazmış. Bilemedim doğrusu. Herhalde bana tüm cahilliğimle öyle geldi. Zira bir kez bile kapak açıp çalışmadım. Sadece bakalım kaç alabileceğim diye denemek amaçlı girdimdi.
         Unutmadan Osmanlıca kursum bitti. Belgemi de aldım. :)

         Bu arada güzel şeyler de olmuyor değil hani hayatımda. :) Oluyor tabii…  

* Not: Fotoğraf google amcadan...

17 Mart 2014 Pazartesi

Döndüm

         


         Kaçtım. Böylesi daha kolayıma geldi, ben de kaçtım. O üzerindeki gökyüzü yüzüme gözüme bulaşan, tenime yapışan şehrime kaçtım.
Eskiden oradan çıkabilmek, kabuğunu yırtabilmek için uğraşırdım oysa. Şimdilerde kalabalıklardan bunaldıkça o hiç bildiğimden şaşmayan yere kaçıyorum. Bilindik olmasını, dinginliğini çok özlüyorum. Anladım.
Sokaklarında dolaştım cumartesi günü. Rahat rahat gezinen insanları seyrettim. Sanki düğüne gider gibi süslenmiş liselileri izledim. Kafelerde rock müzik dinleyip tavla oynayanlara gülümsedim. Bir gün de olsa dünyayla ilişiğimi kestim.
Kaçtım. Elime yüzüme bulaşıyor önümde ne varsa. Bir sürü iş var üzerinde uğraştığım. Daha ardım sıra gelenleri saymıyorum bile. Bir dünya iş yapıyorum ama görünürde hiçbir şey yok. Hiçbir şeye de yetişemiyorum aynı zamanda. Zamanı yönetemiyorum bir türlü. Ne uyuyabiliyorum üstelik ne de uyanabiliyorum. Sırf bu yoğunluktan ötürü çok istediğim bir eğitim gezisini kaçırdım mesela. Uyanamadım, salak gibi uyanamadım. Nasıl üzüldüğümü anlatamam. Hala da üzgünüm.
Kendime çok kızıyorum bazen. Yani tek bir işe yoğunlaşıp onu bitirmek varken neden hep on bin işi birden yapmak zorundayım anlamıyorum. Ya da en basitinden neden hep on kitabı birden okumak zorundayım. İlla hepsi birden olacak. İlla hırpalayacağım bedenimi.
Sonra bir de benim bunaldıkça seyahat etme huyum var. Zaten turist rehberliğini de önce kendimi eğlendirmek için okuyorum. Bunalmayacağım, sıkılmayacağım. :/ İşte kafam bir şeye bozuldu mu, şehirden sıkıldım mı, bir şeyler ters gitmeye devam etti mi benim hemen oradan ayrılmam, kendime çeki düzen verip silkelenmem gerek. “O” bile alıştı artık: “Biliyorum, sıkılınca gitmen gerekiyor senin!” dedi geçen gün bana. Doğrudur. Sıkılınca başka şehrin kalabalığına karışayım, başka kalabalık yüzler görüp geleyim düzeliyorum ben. Yine aynısı oldu. Cuma günü gittim Balıkesir’e. Bugün de döndüm Kuşadası’na. Azıcıktı ama çok yoğunum bu ara. İdare edeceğim.

Döndüm. Düzelecek inşallah her şey. Şu iki hafta da çok yoğunum. Sonrası selamet gibi. Hadi bakalım. 

11 Mart 2014 Salı

Berkin

         


         Küçücük bir çocuk. 15 yaşında daha. Bugün öldü o çocuk. Daha fazla dayanamadı küçücük yüreği. Yalnız bıraktı bizi.
         15 yaşında… 16 kilo…
         Kuş kadar kalmıştı. Kuş oldu uçtu Berkin.
         Canım o kadar acıyor ki… O kadar baskı yapıyor ki kalbime. Çocuk ya küçücük bir çocuk! O çocuk benim kardeşim de olabilirdi! :(
         Gözyaşlarımı tutamıyorum bir türlü. Nefes de alamıyorum. Fotoğraflarını paylaşıyorlar facebookta, twitterda. Gördükçe daha da kötü oluyorum.
         İnsan, ekmek görünce ağlar mı?! Biz ağlıyoruz işte. Bundan sonra her görüşümüzde de aynı düşünce geçecek aklımızdan.
         Ne acı! Ne acı ki bu ülkenin başındakiler tecavüzcü, soyguncu, çocuk katili… Utanmadan da “Emri ben verdim!” diyebiliyorlar.
         Ne acı ki hâlâ “Hırsız ama ben icraate bakarım!” diyebiliyor bazı özürlüler. Evet, özürlüler!
         “Dışarıda ne işi varmış, su testisi su yolunda kırılır.” Diyebiliyor bazı insan kılıklılar.
         “Ama o da taş atmış!” diye vicdanını rahatlatmaya çalışıyor bazı vicdanına sıçtıklarım.
          Hadi diyelim attı. 15 yaşında bir çocuğun attığı taşla bir merminin vereceği zarar aynı çünkü. Mermi ya bu mermi!
        
         Bugün okulda arkadaşlarımız da oturma eylemi yaptılar. Akşam 18.00’da da El Heykeli’nde toplanıldı. Katılmadım. Katılamıyorum. Nefes alamıyorum ki. Boğazımdaki bu yumru geçmiyor. Bu acı katlanılacak gibi değil.
         Katillerin kalpleri kurusun inşallah. Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın ama yatacak yeriniz yok resmen. Elbet gün gelecek değişecek bu düzen. Yaptıklarınızın cezasını çekeceğiniz günleri göreceğim. Biraz da Berkin için de atacak bu kalbim bu günden sonra. Allah sizi bildiği gibi yapsın!


         Berkin, ablacım, rahat uyu. Sen rahat uyu. Biz uyandıracağız kalan Berkinleri. Söz veriyorum senin için okuyacağım tüm kitapları. 

27 Ocak 2014 Pazartesi

Mezar Taşlarını Okumak

         
         Geçtiğimiz haftalarda bir Cuma günü Osmanlıca dersimizi mezarlıkta (Adalızade Mezarlığı) işlemek için sözleşmiştik. Evet, amaç mezar taşlarını okumak.
         Mezarlığın karşısındaki Son Durak Kafe’de buluştuk kurs arkadaşlarımız ve hocamızla. (Mezarlığın karşısında olunca tam bir ironi olmuş Son Durak. :) 3 yıldır Kuşadası’ndayım ve daha yeni gittim oraya da. ) Orada biraz oturduktan sonra mezarlığa girdik ve okunabilir taşları okumaya başladık.


         Okunabilir diyorum çünkü bazıları zamanla silinmiş ve bazıları da yosunla kaplandığından okunamıyordu.


         Bu arada Osmanlıca yazılı mezar taşlarını mezarlığın ana girişindeki yol boyunca karşılıklı sıralamışlar. Bence böyle çok iyi olmuş. Hem kaybolmuyor hem de sergilenmiş oluyorlar.



         Mezar taşlarıyla ilgili Mahmut Hocamın (Mahmut Ökçesiz) bir projesi var. Hatta bununla ilgili bir kitap çıkardı. İkincisi üzerinde çalışıyor yanlış hatırlamıyorsam. Şuradan iletişime geçip bilgi edinebilir ve kitabını edinebilirsiniz. 

26 Ocak 2014 Pazar

Bu Aralar Ben…

         
·         Bir haftadır ara tatildeyim ben. Bugün son ve yarın okul açılıyor. Ne yazık ki bizim okulumuzun ara tatili hep böyle az oluyor.

Zaten yaz tatillerinden de bir şey anlamıyorum. Yani en uzun ve en rahat tatilimi hazırlığı bitirdiğim yaz geçirmiştim. O yıl Balıkesir’e gitmiştim direkt ve tüm yazı ya bilgisayar başında ya da kitap okuyarak geçirmiştim. Tabii onun haricinde de küçük bir öğrencim vardı; ingilizce ders veriyordum kendisine. O yazdan sonraki yazlarımda hep Kuşadası’nda kaldım ve çalıştım. Yorgunum dostlarım yorgunum. Tatil yapmak istiyorum.
·         Osmanlıca kursum tam gaz devam ediyor. Bununla ilgili ayrı bir yazı yazacağım ama.
·         Dün akşama kadar Japonca çalıştım. Mutluyum sonuç olarak.
·         Okulumuz yüksekokuldu 5 yıllık olmasına rağmen. Ve nihayet bu yıl fakülte oldu. Oldu ama notlarla ilgili de bir değişiklik oldu. Ben bu değişikliğin hâlâ öğrenciler üzerinde olumsuz etkiler yarattığını/yaratacağını düşünüyorum. Beni olumsuz etkiledi yani.
·         Bir aydır geçmek bilmeyen hastalığım sonunda geçti. Yani ara ara faranjitim alarm verse de pastillerle günü kurtarabiliyorum.
·         Bu dönem daha da yoğun olacağımı hissediyorum, hadi hayırlısı.
·         Dün Ocak ayının 9. kitabını bitirdim. Çok mutluyum. :) Her ay böyle bereketli geçer inşallah.