Güney Kore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güney Kore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2017 Cuma

I’m a Cyborg, But That’s OK / Saibogujiman Kwenchana

           
 
         Merhabalar.
         Yine bir Kore filmi ile karşınızdayım. Bu filmi çok uzun zamandır görüyordum ama hiç ilgimi çekmiyordu doğrusu. Sonra Ali merak ediyorum deyince izlemeye başladık.
         Konusu ise şöyle: Cha Young Goon ismindeki kızımız kendini bir Cyborg sanıyor ve büyükannesini kurtarmak için çok çabalıyor. Ve bu sırada da enerjisinin de bitmemesi gerekiyor çünkü kendisi bir cyborg. Bunun için de şarj olması falan gerekiyor. Nasıl mı? Tabii ki pillerle. :) Hastanede tanıştığı Park Il Sun da ona yardım etmeye çalışıyor.
         Film hastaların gözünden yine onların diliyle anlatılıyor. Gerçekteki sorunları aslında nasıl algıladıkları ile ilgili diyebiliriz yani.
         Açıkçası garip bir filmdi ama hem çok ilginçti hem de çok eğlendik biz. Gerçi tüm o bozukluklar, hastalıklar üzücü ama…
         Bu arada başroldeki kızımız Im Su Jeong’un 37 yaşında olması! Bence hiç göstermiyor. Sevimli bulduğum bir oyuncu kendisi. Başka filmlerini de izlemiştim.




10 Mart 2017 Cuma

A Muse / Eun Gyo

         


         Bugün size izlediğim bir filmden bahsedeceğim. Bu arada Ali’yle birlikte de bir sürü film izliyoruz ve ben her seferinde bu film bloga yazmalıyım desem de unutuyordum. Ama artık izler izlemez afişini kaydediyorum ki yazmayı unutmayayım.
         A Muse, Kore yapımı bir film. Oyuncuları Hae Il Park, Mu Yeol Kim ve Go Eun Kim. Açıkçası ben Go Eun Kim var diye izlemeye karar verdim filmi. Çünkü bu kızımız Goblin dizisinde oynadı ve ben baya beğeniyorum bu kızı. Onu da yazacağım inşallah bir ara.
         Neyse gelelim filmin konusuna. Milli şair bir büyükbabamız var 70 yaşında. Bir de bunun gözde öğrencisi var Yürek isimli kitabı olan.
         Benim kız Eun Gyo rolünde bir liseli öğrenciyi canlandırıyor. Neyse Eun Gyo bir şekilde büyükbabanın evine temizlik falan yapmaya falan gelmeye başlıyor. Büyükbaba da gel zaman git zaman kıza âşık oluyor ve bundan etkilenerek bir öykü yazıyor.
         Gözde öğrencisi de hocasını kıskandığından ve yazması gerektiği öyküyü de yazamadığından bu öyküyü alıp kendi adına bastırıyor ve ödül falan kazanıyor. Tabii büyükbaba çok kızıyor ve olaylar kızışıyor.
         Ben filmin konusunu okuduğumda baştan çok sinirlenmiştim bu nasıl film diye. Çünkü 70 yaşındaki adam bir lise öğrencisine aşık oluyor diyordu ve +18 uyarısı vardı. Ama büyükbaba ile kız arasında gerçekte öyle bir olay geçmiyor. Yani büyükbaba kız ile seviştiğini görüyor rüyasında ama kendisini de genç haliyle görüyor. Zaten öyküsünde de genç halini yazıyor. Yani bana göre bir pedofili olayı yok içinde. Zaten –yine bana göre- aşk dediğimiz şey çok farklı şekillerde zuhur edebilir ve her bünyede etkisi farklıdır. Bunun haricinde bir tane daha +18 sahne var filmde.
         Bu film Go Eun Kim’in ilk filmiymiş. 2012 yapımı. Baya da eleştirilmiş yaşı küçük ama nasıl böyle açık sahneler çeker diye. Tartışılır tabii ama 5 tane ödül almış film.
         Büyükbaba ile ilgili de bir sıkıntım var. Güya adam 70 yaşında ama maşallah hiç yıpranmamış. O kadar dinç ki. Yani duruşu, yürümesi falan. Onun haricinde sanki yaşlı bir adam oynasaymış daha iyi olurmuş gibi geldi bana zira adamın makyajı çok yapmacık duruyordu. O adam 70 gibi hiç göstermiyor bence, en fazla 50 olabilir.
         Onun haricinde ben büyükbabanın evine aşık oldum. Ormanın içinde, içi kitap dolu bir ev ve salonun bir kısmı büyük büyük camlı. Keşke. İnşallah. Âmin. :)
         
        
        



28 Ağustos 2015 Cuma

Oh My Ghost


         Merhaba,
         Ne zamandır Kore dizisi izlemiyordum. İşi komik yanı yarım kalan dizilerimin de isimlerini dahi hatırlayamıyorum. Ama son günlerde yeni bir dizi izleyip bitirdim.  Size ondan bahsetmek istiyorum.


         Başlıktan da anlayabileceğiniz gibi dizinin adı Oh My Ghost. İsmi bile eğlenceli olduğunu çağrıştırıyor bence.


         Gelelim dizinin konusuna. Şimdi kızımız Na Bong Sun bir restoranda çalışmaktadır. Ama çoğu Kore dizisinde olduğu gibi o da ezik bir tiptir ve üstüne büyükannesinin şaman genlerini de aldığından hayaletleri görebilmektedir. Bir gün bakire bir hayalet tarafından ele geçirilir ve hayatı değişir. :)


         Hayaletimiz de Shin Soon Ae de Na Bong Sun’un aksine oldukça renkli bir kişiliktir. Zor bir hayatı olmasına rağmen oldukça neşelidir ki öldükten sonra bile öyledir. Ölümü biraz gizemli ama o da çözülüyor tabii sonlara doğru.


         Restoran sahibi ve esas oğlanımız ise Kang Sun Woo’dur. Ünlü ve kendine güvenen bir şeftir. Na Bong Sun’un içine hayalet girince Kang Sun Woo’nun da ilgisini çekmeye başlar.



         Genel itibariyle komik ve eğlenceli bir diziydi. Tavsiye ederim.

14 Aralık 2014 Pazar

Cantabile Tomorrow (내일도 칸타빌레)

         


         Ne zamandır bloga doğru düzgün yazı girmiyordum. Geçenlerde bitirdiğim Kore dizisini koymaya karar verdim ben de.


         Dizinin adı Naeil’s Cantabile diye de geçiyor.


         Asıl kızımız Na Eil anlaşılacağı gibi. Biraz şapşal bir kız. Dizinin de ilk bölümlerinde saçma sapan hareketleriniz izliyorsunuz. Piyano çalışıyor. Aslında bir deha diyebiliriz ona ama biraz aptal ayağına yatıyor gibi. Geçmişten gelen piyano hocalarıyla ilgili bir problemi var.


         Yoo Jin de esas oğlumuz. Başlarda tam bir buzdolabı gibi olsa da bölümler ilerledikçe o da değişiyor ve insana benziyor. Na Eil bu çocuğa aşık. Sakız gibi yapışıyor ona. Piyano çalıyor o da. Ama orkestra şefi olmak istiyor. Okula bölüm değişikliği için başvuruyor sürekli ama hep de reddediliyor. Na Eil, Yoo Jin ile birlikte piyano çalıp konser vermek istiyor. Yoo Jin'in de uçak ve deniz korkusu var.

         Olaylar genelde müzik çevresinde dönüyor. Benim gibi bir klasik müziği aşığıysanız diziyi izlerken mest olabilirsiniz.



         Müzik çok daha ön planda bir dizi. Sadece aşk istiyorsanız size biraz yavan ve yavaş ilerliyormuş hissi verebilir.


11 Nisan 2014 Cuma

My PS Partner

         

         Ne zamandır yazasım yoktu, buralar çorak kaldı hep. Bir film yazayım da bari şenlensin blog. Geçenlerde izledim de bu filmi çok sevdim. Romantik biraz da erotik sayılabilecek bir film. Ama hem çok güzel hem de çok düşündürücüydü bence.

         Kızımız Yoon Jung bir gün erkek arkadaşı diye bir numara çevirir ve onunla telefonda seks yapmaya başlar. Saftrik kız sonuna kadar da farketmez karşıdakinin bir yabancı olduğunu.


         Oğlumuz da sevgilisi tarafından terkedilen ve aşk acısı çekmekte olan yalnız mı yalnız bir adamcağız. Bu kız, bunu böyle telefonda aradıktan sonra bir şekilde konuşmaya başlarlar telefondan ve artık her gün saatlerce konuşuyorlardır.


         En sonunda görüşmeye karar verirler ve birlikte de olurlar. Bu arada kızın hayatında değişiklikler oluyordur tabii. Sevgilisinden ayrılır bir süre. Ama daha sonra yine onunla evlenmeye karar verir.


         Kadınlar için evlenmek bir süre sonra saplantıya dönüşüyor bence. Yoon Jung mutsuz olduğu bir adamla sırf çevre yüzünden ve yaşı geçmekte olduğundan evlenmek istiyordu. Oysa Hyun Seong’a da aşık olmuştu. Hatta ilişkileri arkadaşlıkla başladığı için de sağlam temellere dayanıyordu bence.
         Kız evlenme kararı alıyor ama Hyung Seong bozuyor düğünü ama Yoon Jung reddediyor onu “Artık aşka inancım kalmadı.” Diye.
         Uzattım da uzattım. Yazasım gelmiş.
         Tabii ki mutlu sonla bitiyor film ama birkaç yıl sonra. :)

         İzleyin. 

19 Ocak 2014 Pazar

Let’s Eat

         


         Bu diziyi izlerken kendimden geçiyorum. :D Hayır, deliler gibi acıkıyorum. :D
         Bugün size çok lezzetli bir diziden bahsedeceğim. Evet, lezzetli dedim. Çünkü başka bir şey gelmiyor aklıma izlerken.


         Asıl kızımız Lee Soo-Kyung; boşanmış ve yalnız yaşayan 30larında bir bayan. Bir avukatlık bürosunda sekrekter olarak çalışıyor. Biraz kibirli, soğuk gibi bir şey ama söz konusu yemek oldu mu kendinden geçiyor bu hatun! Sanki içinden başka biri çıkıyor. En nefret ettiği şey de yalnız yemek yemek bu arada! :D Komşularıyla hayatı şenleniyor! :D


         Koo Dae-Yong ise kızımızın komşusu. Evi tam bir çöplük ve bir sigortacı ve bir gurme! Hepsi ne kadar da zıt birbirine. Sürekli yalan söylüyormuş gibi ama yine de insanları çok düşünen bir insan. Ben hâlâ bir yerlerden bu çocuk için yaralı bereli bir şeyler çıkacağını düşünüyorum ama bakalım. Yemekleri anlatırken bile kendinden geçer insan. Yani sadece bir sahanda yumurta bile anlatsa onu şahane bir yemekmiş gibi anlatır bu adam. :D O derece yetenekli.


         Yoon Jin-Yi kızımız ise bu ikisinin apartmanına taşınan bir kızcağız. Hep neşeli ama üzgün bir hikayesi var. Babası hapiste, annesi ise hasta olduğu için Amerika’da falan. Ama bu kızın hep böyle neşeli olması takdire şayan. Koo Dae-Yong’a tutkun. :) Biraz saf ama iyi bir kız.


         Kim Hak-Moon; avukatlık bürosunun sahibi kendini beğenmiş avukat. Taa üniversiten beri de Lee Soo-Kyung’a aşık ama kız onu reddettiği için ondan intikam almaya çalışıyor aklı sıra. Ama hep aptal durumlara düşüyor ya. :D


         İnsan diziyi izlerken sürekli acıkıyor. Aç olsanız da acıkıyorsunuz tok olsanız da. O yüzden tok izleyin falan diyemeyeceğim. Yemekler ise şahane. Hepsinden ama hepsinden yemek istiyorum. :D Hayatta yiyemem dediğim şeyler çok içinde, evet, ama öyle bir anlatıyorlar, öyle bir yiyorlar ki insanın çok canı istiyor ya. :D


         Bu da zatların ilişkileri. :)
         Bu arada ben genelde Koreantürk’ten izliyorum Asya dizilerini. Birkaç arkadaş sormuştu. Toplu cevap olsun buradan.

         Henüz 8. bölümü yayınlandı dizinin. Uzun sürer inşallah. :D