kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2017 Cuma

2017 Güncellemesi

         
         Merhabalar;
         Aşağıdaki listeyi en son 14 Şubat 2017’de güncellemişim. Üzerine yeni kitaplar eklendi aslında ama şimdi onları yazmaya üşeniyorum. Buradakileri güncelleyeyim önce. Üzeri çizili olanlar okuyup bitirdiğim kitaplar. Kitapların detaylı yorumları ise Duraklar’da.
         1-Mesnevi – Mevlana
         2- Barbaros Kardeşler – Jean Lovis Belachemi
         3- İsim Şehir Bitki – Yılmaz Özdil
         4- Ateşböceklerinin Mevsimi – Maeve Binchy
         5- Ölüme Boyun Eğmeyen Adam – Jack London
         6- Katre-i Aşk Şemsi Tebrizi
         7- Kimya Hatun – Saide Kuds
         8- Gençlerle Söyleşi – Mehmet Erdoğan
         9- Üçüncü Kadın – Alev Aksoy Croutuer
         10- Adam ve Oyun – Ali Ulvi Özdemir
         11- Felsefe-i Zenan – Ahmet Mithat Efendi
         12- Bir Mucizedir Yaşamak – Maupassant
         13- Mitlerin Kısa Tarihi – Karen Amstrong
         14- Deliduman – Emrah Serbes
         15- Suni Teneffüs – Ricardo Piglio
         16- İstanbullular – Buket Uzuner
         17- Ahlar Ağacı – Didem Madak
         18- Pulbiber Mahallesi – Didem Madak
         19- Zibilde Papatya Açtı – Remzi Çayır
         20- Güneşin Şarkısı – Eva de Vitray
         21- Yabancı Bir Gezegenden Tuhaf Hikayeler – Hermann Hesse
         22 - Kişilik Üzerine – Peter Goldie
         23 - Zarf – Haydar Ergülen
         24 - Keder Gibi Ödünç – Haydar Ergülen
         25 – Katran Bebek – Toni Marrison
         26 – Yazı Odasında Yolculuklar – Paul Auster
         27 – Küllerinden Doğan Ülke ve Mustafa Kemal Atatürk – Refik Baydur
         28 – Atatürk’ün Kurduğu Kurumlar – Sami Çelik
         29 – Atatürk’ü ve Cumhuriyeti Anlamak – Ali Güler
         30 – Kabil – Jose Saramago
         31 – Ses ve Öfke – Faulkner
         32 – Pesimisyon – Erdi Karadeniz
         33 – Kumarbaz – Dostoyovski
         34 – O Adam Babamdı – Altay Öktem
         35 – Derinliğine Kimse Sevgili Olmadı – Cezmi Ersöz
         36 – Safahat – Mehmet Akif Ersoy
         37 – Ecinniler – Dostoyevski
         38 – Asi Melekler – Danielle Trussoni
         39 – Alamut – Vladimir Bartol
         40 – Derdini Anlatamayanlar Ansiklopedisi – Haydar Ergülen
         41 – Hitit Yürüyüş Parkurları
         42 – Tüm Yönleriyle Süryaniler – Gabriyel Akyüz
         43 – Dijital Kale – Dan Brown
         44 – Kuru Gürültü – Shakespeare
         45 -  My Name is Red – Orhan Pamuk
         46 – En Büyük Adam
         47 -  Avrupa Kültürü – Umberto Eco
         48 – Mardin Güneş Ülkesi – Nükhet Everi
         49 – Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı
         50 – İlkçağ Gizem Tapıları – Walter Burkert
         51 – Tarih Tasarımı - R. G. Collingwood
         52 – Resimli Rehber
         53 – Dinden Sonra Dinsellik
         54 – Tanrıyla Raks Edenler – Kenan Cengiz Güler
         55 – Dört Hak Mezhep – Hüseyin Okur
         56 – Türk Mitolojisinden Masallar – Sacide Çobanoğlu
         57 – Klasik Tarihin Yanılgısı Mayalar – Reha Babacan
         58 – Hitit- Ali Narçın
         59 – Çorum Kızılırmak Havzası Gastronomi ve Yürüyüş Yolu
         60 – Bizans Tarihi I -
         61 - Bizans Tarihi II –
         62 – Anabasis – Ksenophon
         63 – Yeşilırmak –
         64 – The Guide to Iconography ın the Rock – Cut Churces
         65 – Bizans Metropolünde İlk Türk Köyü Kadıköy
         66 – Oksijenin Yurdu Ordu
         67 – Chora Museum
68 – Erdal Öz – Ayşe Sarısayın
69 – Çağdaşlaşma Yolunda  - Türkan Saylan
70- Türkan Saylan Yaratıcılığın Gücü – Zehra İpşiroğlu
71 – Cezmi – Namık Kemal
72 – Umrandan Uygarlığa – Cemil Meriç
73 – Zebrail- Alexandre Jardin
74 – Işığın Yansıdığı Yer – Cemal Arzu
         75 – Bir İmparatorluğun Yağması – İlhan Bardakçı
         76 – Işığın Gölgesi – Erhan Bener
         77 – Bit Palas – Elif Şafak
         78 – Yeşil Bir At Sırtında – Necati Cumalı
         79 – Eski Dostlar –Hıfzı Topuz
         80 – Yabancının Açıklaması – Jean Paul Sartre
         81 – Herkes Kendi Kitabının İçini Tanır –
         82 – Dışa Yansıyan İç Dünyamız  -
         83 – Yazım ve Yaşam – Tahsin Yücel
         84 – Dava – Kafka
         85 – Domaniç Dağlarının Yolcusu
         86 – Ehemmiyetsiz Bir Kadın
         87 – Teslanın Kutusu – Samantha Kunt
         88 – Sanat ve Edebiyatta Caniler – Enrico Ferri
         89 – Mezarsız Ölüler – Sartre
         90 – Bu Toprağın Kızları – (Osmanlıca)
         91 – İnsanın Kainattaki Yeri – Max Scheler
         92 – Ormandan Gelen Ses – Jack London
         93 – Kadın Nedir – Simone De Beauvoir
         94 – Ali – Küçük İskender
         95 – The Bell Jar – Sylvia Plath
         96 – Düşünme Sanatı – Jean Guition
         97 – Kimi Kısa Öyküler
         98 – Bulantı – Jean Paul Sartre
         99- How The Great Religions Began – Joseph Gaer
         100 – Animal Farm – George Orwell          
         101 – The Da Vinci Code – Dan Brown
         102 - Chinese Thought - H. G. Creel
         103 – Worldbreaker – Joseph Milton
         104 – The Tragedy of Macbeth – Shakespeare
         105 – Selected Short Stories – Maupassant
         106 – The Ancient Mythts – Norma Lorre Goodrich
         107 – The Teaching of the Compassionate Buddha
         108 – The Divine Comedy: Purgatory – Dante
         109 - The Divine Comedy: Paradise – Dante
         110 – Kutsal Sığınak – Faulkner
         111 - Saygılı Yosma – Sartre
         112 – Kaçak – Simenon
         113 – Boğaziçi Yalıları  - Abdülhak Şinasi Hisar
         114 – Geçmiş Zaman Köşkleri - Abdülhak Şinasi Hisar
         115 – Sürgün ve Krallık – Camus
         116 – Captains Courageus –Rudyard Kipling
         117 – Romeo and Juliet – Shakespeare
         118 – David Copperfield – Charles Dickens
         119 – Japon Kültür Tarihinin Satırbaşları – Yoshikazu Matsui
         120 – Eski Anadolu ve Ortadoğudan Şiirler – Talat S. Halman
         121 – Endemic Plants of Turkey
         122 – The Great Gatsby – F. Scott Fitzhgerald
         123 – Yabancının Açıklaması – Sartre
         124 – Sabahattin Ali Bütün Eserleri Eleştirisel Basım
         125 – All He Ever Wanted – Anita Shreve
         126 – Ademden Önce – Jack London
         127 – One Hundred and One Famous Poems
         128 – Büyük Umutlar – Charles Dickens
         129 – Vadideki Zambak – Balzac
         130 – 1950’li Yıllarda İzmir – Hülya Gölgesiz Gedikler
         131 – Biblical Turkey – Mark Wilson
         132 – Marsa Nasıl Giderim?
         133 – Er Mektubu Görülmüştür
         134 – Eski Dünya Seyahatnamesi – İlber Ortaylı
         135 – Balıkesir Muhasebecisi –Reşat Nuri Güntekin
         136 – Sakin Suların Kıyısında
         137 – Zamanın Kısa Tarihi – Stephen Hawking
         138 – Mavi Sürgün – Halikarnas Balıkçısı
         139 – Düşün Yazıları – Halikarnas Balıkçısı
         140 – Anadolu’nun Sesi – Halikarnas Balıkçısı
         141 – Arşipel – Halikarnas Balıkçısı
         142 – Hey Koca Yurt – Halikarnas Balıkçısı
         143 – Turgut Reis  – Halikarnas Balıkçısı
         144 – Merhaba Anadolu  – Halikarnas Balıkçısı
         145 – The Adventure of The Speckled Band
         146 – The Three Men of Power
         147 – The Thirty Nine Steps
         148 – The Leap Frog
         149 – The Lottery Ticket
         150 – Fatıma’s Deliverance
         151- The Spy and Other Stories – Paul Victor
         152 – Love is a Gimmick and Other Short Stories – Paul Gallico
         153 – Thirty Nine Steps – John Buchan
         154 – Büyük Değişim
         155 – Oldu Bitti – John McCharty
         156- Av – Donald Hamilton
         157 – İvan İlyiç’in Ölümü/Korney Vasilyev – Tolstoy
         158 – Sir Gawain ve Yeşil Şovalye
         159 – Bir Çuval İncir – Shaw
         160 – Yahudiler – Lessing
         161 – Benito Cereno – Melville
         162 – Danabaş Köyünün Öyküsü – Memmedguluzade
         163 – Haksız Yönetime Karşı/Tembellik Hakkı – Thoreau/Lafargue
         164 – Bartleby – Melville
         165 – Bizans – Ferenc Herezeg
         166 – Philebos – Platon
         167 – Efendi ile Uşağı – Tolstoy
         168 – Timaios – Platon
         169 – Yeniyetmelik – Tolstoy
         170 – Oyunculuk Üzerine Aykırı Düşünceler – Diderot
         171 – Sokrates’in Savunması – Platon
         172 – Metafizik Üzerine Konuşma – Leibniz
         173 – İvan İvanoviç ile İvan Nikiforoviç’in Öyküsü – Gogol
         174 – Tours Papazı – Honore de Balzac

        
        
          



17 Aralık 2017 Pazar

Evlilik, İşsizlik ve Diziler

        


Selam bilog,
         Uzun zaman oldu buraya içim dökmeyeli. Biraz anlatasım var. Azıcık müsaitliğim varken yazayım dedim.
         Ben evlendim! 19 Kasım’da Fuar Evlendirme’de nikâhımız oldu. 25 Kasım’da da Balıkesir’de bir düğün oldu. Düğün istemiyorduk ama ailelerin dediği oluyor ne yazık ki. Ne kadar istemediğim şey varsa yaşadım şükür! :D Dünyanın en sade gelinliğini isterken, bana göre en kabarık gelinliği ile o düğünde göbek attım. :D Ali de ben de oynamayı bilmediğimizde epey komikti bana göre. Geçip gittiği için ikimiz de memnunuz açıkçası. Düğün bana saçma geliyor. Evliliği de çok gerekli görmüyorum açıkçası ama resmen toplum baskısı yüzünden evlendik. :)) Eşim Ali olduğu için tabii ki sıkıntım yok ve bu durumdan memnunum. İyi ki o. :) Neyse artık evli bir insanım. Kendimi o kadar büyümüş hissetmesem de her şey insan için ve zamanı gelince bir bir yaşıyorsun hepsini.
         Onun haricinde balayı falan yapmadığımızdan –çünkü kış ve paramız da yok :) üç günlük evlilik iznimizden işe döndüğümüzde işten çıkarıldım. Henüz tam sonuçlanmadığından bir şey söylemek istemiyorum ama sıkıntılı bir süreç. Tüm yük Ali’nin üzerine kaldığı için çok mutsuzum ama yapmak istediğim şeyleri bir türlü yoluna koyamıyordum vakitsizlikten ve yorgunluktan. Bir ara vermek bazı kararlar almamda ve uygulamaya geçmekte iyi oldu sanki.
         İşsiz olduğum için Japonca kursumun gününü değiştirdik. Cumartesileri 18.00-19:30 arası gidiyordum ama şimdi Salı ve Cuma günü 14:30-16:00 arası gitmeye başladım bu hafta. Birazcık ders çalışabiliyorum şu ara.
         Onun haricinde dizilere sardım. Ali’yle Stranger Things izliyoruz. 2. sezonu bitirmek üzereyiz ama ben öyle şeyler barındıran hikâye ya da dizi/filmlerden korkuyorum. Ama herkes o kadar çok bahsediyordu ki izlemek farz olmuştu artık.
         Fi dizisi ilk çıktığında biz de izlemeye başlamıştık ama kitapla alakası olmadığını düşünüp 4. bölümden sonra izlemeyi bıraktık. Ama ben bu ara yeniden izliyorum. Malum işsizlik. :) Fi’yi bitirdim hatta Çi’nin de 5. bölümünü izledim az önce. Kitaptan çok şaştı ama izliyorum işte.
         Bir başka izlediğim Türk dizisi de Ufak Tefek Cinayetler. Yine çok övmüşlerdi de meraktan başlamıştım. Sonra sardı epey beni. Onu da izliyorum. Bana biraz Pretty Little Liars’ı hatırlattı ama Ali Desperate House Wifes ve Little Big Lies’a benziyor dedi. İki diziyi de izlemedim ama herkes benziyor ama aynısı değil diyor.
         Çalışırken Skam diye bir Norveç dizisi izliyordum ama onun 4. sezonunda kaçıncı bölümünde kaldığımı unuttum. Hatırlayınca onu tamamlayacağım. Sanki 20 dakikalık vloglar izliyormuşsunuz gibi, değişik bir dizi. Aslında liseli gençlerin gündelik hayatlarından kesitler var içinde. Ama Norveççe çok sevimli bir dilmiş. Canım çekiyor.
         Bir de Kore dizisi izledim ama üşenmezsem ona ayrı yazı yazacağım.
         Şimdilik yazacaklarım bu kadar. Aslında yoruldum ve bulaşık makinasına bulaşıkları yerleştirip sonra da ütü yapmam lazım.

         Gelirim yine. 

13 Mart 2017 Pazartesi

Bahar Geldi

         
         Bahar geldi her ne kadar geçen Salı gününden beri İzmir yağmurlu olsa da. Hava bir açıyor bir yağıyor ama olsun. Ege’nin sıcağını pek sevmiyorum, zaten ben sıcağı, yazı, güneşi pek sevmiyorum. Tabii bunda güneş alerjimin olması büyük etken ama doğanın uyanışını seviyorum işte. Hem kim sevmez ki. Bu kış epey zorlu geçti zaten. Biraz ısınmaya ihtiyacı var herkesin.
         Dün İzbanla Japonca kursuma giderken dörtlü koltuklardan birine oturmuştum. Karşımdaki kadına oturur oturmaz sinir oldum zaten. Yayılmış, bacak bacak üstüne atmış ve inatla ayağını çekmedi. Ben de sürekli kıpırdandım durdum. Hep de böyle insanlarla İzbanda karşılaşıyorum nedendir bilmem.
         Kadın indikten sonra başka bir duraktan bir adam bindi ve tam karşıma oturdu. Engeli vardı ve Allah affetsin çok kötü kokuyordu ya. Sokakta yaşıyor belli ki. Ama ben insanlara saygısızca davranmamak ve utandırmamak için hiçbir mimik yapmamaya çalışırım normalde. Ama koku o kadar baskındı ki anlatamam. Birkaç dakika dayanmaya çalıştım oysaki ama baktım kusacağım. Hemen kalkıp başka bir vagona doğru yürüdüm. Böyle davranmayı sevmem ama üzgünüm, bir dakika daha orada otursaydım kusacaktım.
         Japonca kursunda birkaç haftadır çok güzel fiiller öğreniyoruz ve ben bu fiilleri de kullanarak bir öykü yazmak istiyorum. Ama henüz öyküyü kafamda tam oluşturamadım. Kafamda netleşince Türkçesini yazıp Japoncaya çevireceğim. Burada da paylaşırım eğer yazabilirsem. Bu arada en büyük hayalim Japoncadan Türkçeye ya da Türkçeden Japoncaya bir çocuk hikâyesi çevirebilmek.
         Kurstan döndükten sonra biraz haberleri karıştırdım internette. Yine bir şeyler olmuş. Portakal çatallayan adamlar vardı. :D Size de ülkecek absürt bir film izliyormuşuz duygusu geliyor mu bazen. Ben hep böyle hissediyorum nedense. Saçma sapan şeyler. Olan yine biz turizmcilere olacak. Hiç umudum kalmadı artık benim. Bir arkadaşım “Hani yurtdışına yerleşme hayalleri kuruyorduk ya, artık hiçbir ülke bizi almayacak ve hepimiz bu ülkede öleceğiz.” gibi bir şey yazmış Facebook profiline. Umutsuz olmak istemesem de olmuyor işte. Hiçbir ışık göremiyorum nedense. Aklım da almıyor çoğu şeyi. Hala delirmeden nasıl yaşabildiğimizi de aklım almıyor. Belki de çoktan delirdik.
         Eve dönerken bizim sitede bir apartmanın bahçesindeki şeftali ağacını gördüm. Tomurcuklanmaya başlamıştı. Sevindim yine de her şeye rağmen.
         Bu günlerde İlber Ortaylı’nın Eski Dünya Seyahatnamesi’ni okuyorum. Bitmek üzere gerçi. İlber Hoca’ya bayılıyorum ama ilk kez bir kitabını okuyorum. Hep ertelemişim nedense. Üniversitedeyken Ayasofya ile ilgili bir belgeselini izlettirmişti hoca. Sınavda da çıkmıştı sanırsam. Müthiş bir adam. Aslında Bizans Sanatı diye iki ciltlik bir kitaba başlamıştım ama baktım çok kuru bir okuma olacak, hemen İlber Hoca’ya hoştum. Hoca diyorum çünkü kendisini hocam gibi görüyorum bu arada. Tanışma fırsatım olmadı hiç ama bir gün inşallah diyorum.

         Bizans Tarihi’ni de okulda gördük tabii ki ama kullanılmayan bilgi unutuluyor arkadaş. Tekrar olsun diye ne zamandır okumak istiyordum ama gerçekten kuru bir okuma oluyor. On beş sayfa falan okuyup attım bir kenara. Bir ara okurum umarım. 

3 Mart 2017 Cuma

Bitenler Şubat 2017, Temizlik, Haberler, Ivır Kıvır

         
         Selam bilog.
         Yarın yeni aldığımız çamaşır makinesi gelecek. Biraz ortalığı toparlayayım dedim. Bütün evi süpürdüm, sildim. Dün yıkadığım tabak çanağı dolaplara yerleştirdim. Katlanacak kıyafetleri katladım. Ütülenecekleri ayırdım. Camlar da silinecek ama sürekli erteliyorum. Ev işi yapmaktan hiç hoşlanmıyorum yahu! Çocukluğumdan beri sevmiyorum. Of!
         Biten ürünlerle ilgili yazmayı da okumayı da seviyorum. Ay çıktı diye baktım bitenler kutuma, azıcık şey vardı ama yine de yazayım dedim.


         Watsons Duş Jeli İnci: Kokusuna çok bayılmasam da kullandım bitti. Çok bayıldığımı söyleyemeceğim, almam bir daha zaten şu olaylardan dolayı önünden bile geçmiyorum artık Watsons’un. Zaten uzun zamandır da ihtiyaç dışında hiçbir şey almıyorum da. Neyse bu başka bir konu.
         Isana Deodorant: Daha önce de güllüsünü kullanmıştım. Yazın çantaya atmalık iyi oluyor.
         Gillette Simply Venüs Traş Bıçağı: Ben hep kullan at bıçaklardan kullanıyordum ama bunun yedekte üç tane bıçağı vardı ve kullan atlara göre çok daha iyi. Sevdim.
         Dove Salatalık ve Yeşil Çaylı Sabun: Seviyorum, arada alıyorum.
         Isana Disk Pamuk: Pamuk arayışım devam ediyor hala. Bir arkadaşım bunları önermişti ama bunların da kenarları dikişleri olmadığından birazcık dağılma yapıyorlar. Yine de fena değillerdi. Alınabilir yolum düşerse.
         Sensitive Jenny & Willy Islak Bebek Havlusu: Üçlü olarak Bim’den almıştım ama hiç memnun kalmadım. Bir daha hiç almayacağım.
         Bitenler böyleydi.
         Dağınık bir yazı oluyor ama yazasım var bugün. Daha önce de bahsetmiş olmalıyım Biz Öyle İnsanlar Değiliz’den. Bir e-dergi bu. Daha önce de üç sayı çıkmıştı. Zaten üç sayılık diye başlanmıştı. Sonra yayını durdurdu. Ben bu üç sayıda da yazmıştım. Sonra şubat ayında dördüncü sayı yayınlandı. Yine yazım var. Şuradan tüm sayılara ulaşabilirsiniz.
         Bir başka haberim daha var. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Bir Kadın Öyküleri isimli kitabımız çıkıyor. Yine e-kitap olarak yayınlanacak ve ücretsiz olarak okuyabileceksiniz. Benim de bir öyküm var içinde, 17 kadın, 17 farklı öykü… Heyecanlıyım. Detayları daha sonra paylaşırım.
         Gitmeden bir de şalanjı cevaplayayım da öyle gideyim. Daha işlerim var evde.
         14- En sevdiğin fiziksel acı?
         Yani… İnsan kendine acı çektirmekten zevk alır mı bilemiyorum ama var galiba benim de psikopatlıklarım. Mesela inadım tutarsa bir kitabı sevmesem bile bitirinceye kadar uğraşırım. Normalde her kitabın zamanı vardır, bugün okuyamıyorsam bile biraz zaman geçtikten sonra o kitabı okuyabilirim diye düşünürüm çünkü. Ama eğer o kitap beni kızdırdıysa ve ben işi inada bindirdiysem kesinlikle yarım falan bırakmam ve bitiririm. Bir kitap okumuştum lisedeyken. Melekler falan vardı ve bu melekler cezalandırılıyordu suç işlediklerinde. Kurtlanıyorlardı, o kurtlar vücutlarında dolaşıyordu falan. Kitabın ismini hatırlayamıyorum şimdi ama o zaman midem bulanmıştı o kitaptan ama yine de inat edip bitirmiştim.
         Birde çok sürükleyici bir kitap okuyorsam gözlerimin ağrımasına falan aldırmadan bitirinceye kadar uğraşırım.

         

2 Şubat 2017 Perşembe

Patlasın Konfetiler!

         


         Patlasın anacım konfetiler ya da ne varsa. Çok mutluyum bir çelıncın sonuna gelebildiğim için. Çünkü bloglarda, sayfalarda etkinlikler olur ama ben hiç devam ettiremediğim için ya katılmam ya da devamını getiremem. Ama bu kez başardım. Kendimle gurur duyuyorum. :)
         İtiraf ediyorum ki zaman zaman soruları cevaplamakta zorlandım ama güç bela sonuna gelebildim.
         Çelıncın son sorusuna gelecek olursak:
         17- 2017’de olmasını çok istediğin bir şey:
         Kokartımı alabilmek.
         Seyahat İşletmeciliği ve Turist Rehberliği mezunuyum. Turist rehberi olabilmek için bazı şartlar var. Bunlardan ilki turist rehberliği bölümünü bitirebilmek. Bir diğer şart ise Türkiye turunu yapmak. Gerçi artık bölgesel rehberlik diye bir şey de var. Her neyse işte çalışmak istediğin alanı tanımak adına eğitim turunu tamamlamak diyelim. Son aşama ise kokart almak. Bunun için de ya TUREB’in sınavından geçmek gerek ya da YDS’den 75 puan almak. Ben Japonca turist rehberi olmak istiyorum. O yüzden de Japonca sınavını geçmem gerekiyor. Yani bu yıl artık şu sınava girip geçmek ve o kokartı almak istiyorum. Amin.
         Not: Bir de o çok sevgili (!) bakanımızın dediği gibi öğretmenler falan turist rehberliği yapamaz. Ben nasıl ki formasyon almadan öğretmenlik yapamıyorsam başkaları da turist rehberliği bölümünü okumadan turist rehberi olamaz!
         Sosyal mesajımı da verdiğime göre gidiyorum.

         Görsel gogıldan. 

1 Şubat 2017 Çarşamba

Kağıtmak, boyamak…

         


         Çelınçda son iki sorudayız artık. Atlamadan cevaplayabildiğim için mutluyum. Bir de Ocak ayı boyunca her gün bir yazı yayınladım. İçimden acaba yapabilir miyim diye bir duygu geçirip sessiz sedasız eyleme geçtim. Baktım ki ay bitmiş, 31 yazı yayınlamışım. :)
16- Kağıda bir şey çiz ve bize göster.
         Düşündüm düşündüm ama içimden hiçbir şey çiziktirmek gelmedi. Ben de daha önce boyamaya başladığım bir sayfanın fotoğrafını çektim. Bir ara ne modaydı ama bunlar, değil mi? İnstagramda, facebookta bu boyamalardan geçilmezdi.

27 Ocak 2017 Cuma

Çelınç

Merhabalar bilog.
Hastayım bu günlerde. Geçenlerde çok üşüdüm dışarıda. Her tarafım dökülüyor. Çelıncı cevaplayıp kaçacağım.
11- Dolabındaki en eski kıyafet (fotoğrafı ve anlamı)

Dolabımdaki en eski kıyafet annemin ben ilkokula yeni başladığım yıl ördüğü şeker pembesi rengindeki kazak. Bayram harçlıklarımla bir sürü yün almıştı ve çeşit çeşit kazaklar örmüştü bana. Pembeyle yeşil olanı net olarak hatırlasam da yeşil olan küçüldü ama pembeyi hala giyebiliyorum. :) Buralar o kadar soğuk olmadığından getirmedim ama Balıkesir’e gidince giyiyorum hala. O yüzden de fotoğrafı yok. Ama görseldeki örnekten. :))


26 Ocak 2017 Perşembe

Üzüldükçe Üzüldüm

        
         Pazar günü Japonca kursumdan dönerken otobüs durağında şahit olduklarıma o kadar üzüldüm ki hala kafamdan atamıyorum. Anlayamıyorum. Anlayamadığım, cevaplandıramadığım çok şey var.
         Kurstan çıktım vapura bindim. O kadar çok kalabalıktı ki sohbet eden bir genç kız ve çocuğun karşısına oturmaya karar verdim. Türk olduklarını sanmıştım ama Almanca konuşuyorlardı. Almanca bilmediğimden anlamadım tabii ki. Sonra kulaklığımı kulağıma takmaya uğraşırken hem onların yanındaki 4 koltuk hem de benim yanımdaki koltuk geniş bir aile tarafından doluverdi. Ben de konuşmalarını dinlemeyeyim diye hala okumakta olduğum Zamanın Kısa Tarihi’ni okumaya başladım. Ben kitabımı okurken yanımda oturan kız kakaolu süt içip selfie çekiyordu.
         Vapurdan indikten sonra metroya yürüdüm. Metro da vapur gibi çok kalabalıktı. İlk başta ayakta kalsam da sonra bir yere oturabildim. Kitabımı okumaya devam ederken yanıma oturan adam da bir kitap okumaya başladı. Sona yakındı ama kitabının adını göremedim. Kırmızı ciltli bir kitaptı.
         Metrodan indikten sonra eve giden otobüse binmek için durağa geldim. Beklerken –ki bu durakta beklemekten hiç hoşlanmıyorum, hep çok kalabalık oluyor- bir ara ellerinde “Hayır” broşürleri olan kişiler ilgimi çekti. Olaydan haberim vardı daha önceden. Gidip bir broşür almadım, gerek görmedim. Zaten ben konuyu biliyorum ve destekliyorum. Belki başka birinin ilgisini çeker de gerçekleri görür diye düşündüm. Gençten bir arkadaş belki benden bir-iki yaş küçük bir gence de verdi bir adet broşür. O genç de bir hışımla broşürü yırttı ve sonra tartışmaya başladılar. Bu kadar nefret dolu oluşumuzu, at gözlüklerimizi, anlamamak konusundaki ısrarımızı anlayamıyorum. Bu kadar bilginin içinde o arkadaşın hala nasıl körü körüne bir şeye/birilerine inanıyor olmasına anlam veremiyorum.
         Neyse bu olayı atlattık derken bir ambulans belirdi uzaktan. Acı acı bağırıyordu sirenleri. Trafik de o kadar sıkışık ki kimse ilerlemiyor. Bazı arabalar yol açsa bile bazıları yerinde durmaya devam ediyor. O ambulansın içinde ben de olabilirdim ya da o yolu açmayan arabadakilerden biri de. Bir dakikanın bile ne kadar önemli olduğunu bilmemize rağmen kılımızı kıpırdatmıyoruz. Artık çok duyarsızlaştık sanırım.
         Üçüncü olaya gelelim: bir dede kaybolmuş sanırım, elinde bastonu vardı. Yanında oğlu olduğunu tahmin ettiğim bir adam bas bas bağırıyordu. “Sen taa ….’den –Çiğli mi Tire mi dedi anlayamadım- buralara ne demeye geliyorsun. İki araba insan senin peşinde dolaşmak zorunda mı” diye. Dede sadece dinliyordu. Belli ki Alzheimer hastası. Adam, dedeyi sürükleyerek arabaya soktu.
         Üzüldükçe üzüldüm. Sonra akşam Ali’ye olayları anlattığımda bana bir haber okudu. Japonya’da bir şehir mi yoksa ilçe mi artık neredeyse yaşlılar çok kayboluyormuş. O yüzden yaşlıların baş parmağına kare barkod yapıştırılıyormuş ve o barkodu da okutunca kişinin bilgileri, ev adresi falan tüm bilgileri çıkıyormuş. Biz de Ali’yle o dedenin bastonuna falan ev adresi ya da telefon numarası yapıştırılamaz mı diye konuşmuştuk bu haber öncesinde ya da cebine bir not koyulabilir bilgilerini içeren mesela. O adam nasıl bağırıyordu öyle. Sesi gitmiyor kulaklarımdan. :(
         Yarım saat boyunca bekledim durakta. Tek otobüs var eve giden ve Pazar günleri hep atlayarak ya da geç geliyor. Ben de cinnetlerden cinnet beğeniyorum deyip çelınca geçiyorum hızlıca.
         10- Asla unutmak istemediğin anın.
         İşte bu benim için zor bir soru.

         Çocukluğumun tamamını asla unutmak istemem. Onun haricinde Ali ile yaşadığım hiçbir şeyi ve evlenme teklifi aldığım o günü unutmak istemem sanırım. :)

21 Ocak 2017 Cumartesi

Challenge! Ben de Varım!

         


         Merhaba;
         Sanırım ilk Leylak Dalı’nda gördüm ama sonra bir sürü blogda okumaya başladım bu etkinliği. Meğer kaynağı Sonik Hanım’mış. Eskiden mim falan derdik bunlara, şimdi adı challenge oldu ya neyse! :) Ne zamandır görüyordum ama ben böyle şeyleri hiç devam ettiremediğimden hiç girişmek istemedim ama sonra dayanamadım. Birkaç gündür de kendimi ikna etmeye çalışıyorum. Zaten 1 Ocaktan beri her gün eksiksiz olarak yazıyorum. Evet, kendi kendime bu ay hiç fire vermeden yazabilir miyimi kanıtlamaya çalışıyorum. Bu güne kadar eksik olmadı şükür. Bu soruların cevaplarını da ekleyeyim yazıların sonuna, ne çıkar dedim. İşte bugün başlıyorum.
1-   5 sözcükle kendini anlat.
Uykuyu ve yemek yemeği sevmeyen: Gerçekten çok yorucu eylemler bana göre. Vücut yorulmasa, ihtiyaç duymasa hiç aramam.
Meraklı: Meraktır insanı dinç tutan ve yaşatan.
Ağlak: Ağlamaktan nefret ederim ve genelde (bir iki kişi hariç) insanların yanında ağlayamam ama çok duygusalım, elimde değil.
İyimser olmaya çalışan bir kötümser: Zamanında mail adresini bile pessimistic olarak alan birinden bahsediyoruz. Ama iyi düşün iyi olsun mottosundan iyimser olmaya çalışıyorum.
Düşünen: Uykumda bile düşünüyorum. Seviyorum düşünmeyi, planlamayı, fikir yürütmeyi ama uykuda düşünmek nedir abi! Yoruluyor beynim.
2-   Kalbini kazanmanın 5 yolu:
Zeka: Zeki insanlara bayılırım.
Merhamet: İnsan olmayı bilmek gerekir.
Kitap okuyan insanları ayrı bir severim.
Samimiyet çok önemli bir şey hayatımda. Ağız burun yaya yaya konuşanın ağzının ortasına geçiresim geliyor bazen. Ben sinirli bir insanım ve böyle insanlarla vakit kaybetmek beni çok sinirlendiriyor.
Son olarak da işinde başarılı, hırslı insanları severim. Ama bu hırs başkalarının kuyusunu kazmak için kullanılmıyorsa.
3-   Hayatın bir kitap/film olsa türü ve adı ne olurdu?
:) Hayatım film de olsa kitap da olsa komedili dramatik bir şey olurdu kesin. Çabalayan çabalayan bir şey olamayan, başkalarına göre mükemmel ama kendine yetmeyen, kendine yakıştıramadığı bir hayatta debelenip durmak benimkisi.
Adı da “İnişli Çıkışlı Bir Hayatın İçinden Muhteşem Hatalar” falan olurdu herhalde. :)
4-   Etrafındakiler hangi sorunun çözümü için sana gelirler?
Valla her şey için geliyorlar. Övünmek gibi olmasın ama iyi bir dinleyici olduğumu düşünüyorum. Ama genelde iş, arkadaşlık ya da sevgili problemleri için geliyorlar. Ben bu konularda pek iyi olmadığımı düşünsem de sanırım beni seviyorlar. :) (Gerçi dört buçuk yıldır iyi giden bir ilişkim var, şimdi onu yabana atmayayım.)
Şaka bir yana, objektif olmaya çalışıyorum bir arkadaşım bana bir sorunu ile geldiğinde. Direkt taraf tutmak yerine eğer yapabiliyorsam konuyu farklı açılardan görmeye çalışıp yeniden önüne sürüyorum. Ya da hiçbir şey yapamıyorsam sadece dinliyorum. Yargılamamaya çalışıyorum. Karşımdaki de ona göre karar veriyor bence.
5-   Her zaman ve bazen özlediğin iki şey:
Her zaman özlediğim tek şey çocukluğum. Her şeyin daha masum ve daha sade olduğu zamanlar. Çocukluğum benim için hep çok özeldir. 1990 doğumluyum. Sokakta oynamanın ne demek olduğunu, arkadaşlıkları hep tattım ben. Çocukluğumu liseden mezun oluncaya kadar olan o döneme yayarım ben. Bence hayatımın en güzel zamanlarıydı.
Bazen özlediğim şey ise çocukken yediğimiz bazı abur cuburlar: cino, çokomel, yumuyum falan filan. Gerçi biz çok nadir zamanlarda yerdik ama olsun. :)

Haydi bakalım, ilk 5 soruyu yanıtladım bir çırpıda. Kalanları da atlamadan her gün yazabilirim umarım.

         Yoksa siz hala katılmadınız mı? Haydi siz de başlayın bugün. 

18 Ocak 2017 Çarşamba

Yazışal Şeyler

         
         Bir süredir biraz daha vaktim bol. Bu sebeple arada da olsa bir şeyler karalamaya çalışıyorum. Yazmaya çalıştığım bir kitap var mesela. Nedir, nasıl olur bilemiyorum ama yayınlanmasını istiyorum. Aynı zamanda da her gün düzenli yazmak ve içimdekilerden kurtulmak da istiyorum. Zaten benim için yazmak atmak demek. İçimden atmak.
         Aslında kendimi gaza getirip her gün yarım saat yazacağım diye bir cümle kurmuştum ama sor bana hiç yazdın mı diye. Tabii ki hayır. Oysa ortam müsait yani. Ama işte… Anla sen buradan ne kadar tembel olduğumu.

         İnşallah en yakın zamanda yazmaya başlayabilirim. 

17 Ocak 2017 Salı

Anlayamıyorum.

         


         Bu kadar nefret dolu oluşumuzu anlayamıyorum.
         “Bıdı bıdı olacakmış. Sanki olabilecek de…”
         Bu cümleyi duyduğumdan beri aklımdan çıkaramıyorum. Bu cümleyi söyletecek ne yapmış olabilirim. Bir hayalimin/hedefimin olması suç mu/yanlış mı? Biri hakkında böyle cümleler kurabilecek kadar ne yaşamış olabilirsin? Elinden neler alınmış ki başkasının başarısını kıskanıyorsun.
         Evet, istiyorum ve inanıyorum ki olacak. Çünkü üzerinde çalışmaya devam ediyorum.
         Ben öyle çok hırslı bir insan değilimdir. Hayatta her zaman hedeflerim, planlarım olmuştur ki böyle olmasını da seviyorum. Ama olmazsa illa o olacak diye kendimi paralamam. Ya da çokça tembel bir insan olduğumdan bazı hedeflere ulaşmam bazen uzun zamanımı alabilir. Olabilir. Bu benim. Yaşadığım da benim hayatım. Mesela bir sınavı geçemediğimde üzülürüm. Yaptığım hatalara, bu kadar hırssız bir insan oluşuma üzülürüm. Yapabilecekken tembelliğimden yapmıyor oluşuma üzülürüm. Ama yine de o hırs gelmez içime. Demek ki şu an onun zamanı değil derim çokça da.
         Amaa…
         Bir şey var ki işte o hırs yapıyor bende. O da bir başkasının konuşması. “Bıdı bıdı olacakmış. Sanki olabilecek de…” Bunu söyleyebilecek haddi kendinde bulabilmesi. İşte bu cümleyi duyduğum andan beri aradığım o hırs bende artık. Yalnız ben zaten o’yum. Sadece tasdiklenmesi gerekiyor.
         Böyle bir olayı daha önce de yaşamıştım. İsmi lazım değil bir vatandaş üniversite sınavına hazırlanmak için işimi bırakıp, dersaneye başladığımı görünce “Sanki kazanabileceksin de… bıdı bıdı…” diye bir cümle kurmuştu. Canımı çok yakmıştı bu cümle. Hayallerimin peşinden gitmek istemem suç mu diye düşünmüştüm yine. Şükürler olsun okudum da üniversiteyi.
         İşte o gün o cümleyi de duyunca içim acıdı, canım yandı. Neden, dedim. Zor muydu “İnşallah başarırsın.” demek. Neden illa küçümsemek.
         Anlayamıyorum.
         Yine bir şeylere hazırlanıyorum. Bir şeyler için çalışıyorum ve inanıyorum ki ben çalıştığım ve inandığım sürece yapamayacağım şey yok. Biliyorum ki olacak. Yeter ki inancım solmasın. Amin.


15 Ocak 2017 Pazar

Bu aralar

         


         Merhabalar;
         Bu aralar ben bolca kitap okuyorum. Bir süredir, uzun zaman önce başlayıp da yarım bıraktığım kitaplardan okuyordum ama dün Zamanın Kısa Tarihi’ne başladım. Kitap yazılarımı şuradan okuyabilirsiniz bu arada.
         Kitaplar haricinde Japonca çalışıyorum. En azından çalışmaya çalışıyorum. Arada da küçük İngilizce metinler okuyorum telefonumdan.

         Bunlar haricinde pek bir şey yapmıyorum sanırım. İçimden de bir şey yapmak gelmiyor sanki. Biliyorum geçecek ama geçinceye kadar bir şey yapmayı düşünmüyorum pek. Ülkemizin içinde bulunduğu saçma durumdan bir an önce kurtulalım istiyorum. Dileğim üzerimize bile isteye serptiğiz ölü toprağını silkelemek ve bir an önce uyanmak. Yoksa mutsuzluktan ölüp gideceğiz hepimiz.

14 Ocak 2017 Cumartesi

Yaralarını tamir etmesi gereken yine kendisidir kişinin.

         


         Nereden buluyoruz kendimizde birinin hayatını yönetme hakkını?
         Onun sevgilisi olunca sahibi de olmuyoruz ki! Neden hemen yönetmeye başlıyoruz? Sanki onun hayatına girmeden önce, onun bir hayatı yokmuş gibi düşünmeye başlayıp hayatındaki tüm insanları silmesini bekliyoruz her bir sosyal paylaşım platformundan. Neden? Neden bu güvensizlik! Sanki adam durdu durdu sen hayatına girince çevresindeki tüm kadınlar/adamlar potansiyel sevgili adayı oldu.
         Yapma canım kardeşim.
         Sen de tüm bunlara izin verme canım ciğerim. Sonuçta sen bir bireysin. Ondan önce de bir hayatın vardı; tüm görüştüğün o insanlar, sevdiklerin, bir şeyler paylaştıkların. Sırf şimdi hayatında o var diye neden silip atıyorsun her şeyi. Hep yanında mı olacak sanki? İnşallah olur tabii de ya olmazsa?! Arkadaşlarını da sildin, ne yapacaksın şimdi?! Kim kalacak yanına. Sırf onun güvensizlikleri var diye sen niye harcıyorsun hayatını?
         Yaralarını tamir etmesi gereken yine kendisidir kişinin. Sen ne yaparsan yap, istersen ağzınla kuş tut; o yine bildiği yoldan ilerlemeye, seni kendi kafasında kurduğuna göre şekillendirmeye devam edecek nasılsa. Kendisini tamir etmediği, sevmediği sürece acısını hep senden çıkaracak. Seni üzecek.
         Yapma canım kardeşim.

         

2 Ocak 2017 Pazartesi

Mezun Olmadan Önce Yapılacaklar Listesi

         


         Merhaba;
         Çok eskiden, yani öğrenciyken şöyle bir listem vardı ve listenin aslında 29.08.2015 tarihinde güncellenmiş olması gerekiyordu. Ama o kadar kayıp zamanlar yaşadım ki listeyi bugün güncelleyip sonlandırıyorum.
1-        Romanını bitir. (Bu maddeyi daha önce hangi kafayla çizdiğimi bilmiyorum ama bence bitmedi. O yüzden çizgiyi kaldırıyorum.)
2-   Kitaplığındaki okunmayı bekleyen tüm kitapları oku. (Okunacak kitaplar sürekli yenileri eklendiği için asla bitmiyor.)
3-   En az bir dil daha öğren. (3 tane de olabilir tabii. ;) )
4-   İzlemek için not aldığın dizileri izle.
5-   Daha az alışveriş yap.
6-   Hedeflediğin kiloya düş!
7-   Sosyal sorumluluk projelerinde yer al. (Güzel projelerde yer aldığımı düşünüyorum.)
8-   Ağaç dik. (Ağaç değil, fidan olacak o. Ege’nin birkaç yerinde bir sürü fidanım oldu.)
9-   Türkiye turunu tamamla. (Türkiye turumu tamamladım. Çok da güzeldi, iyiydi.)
10-Yoga yapmayı öğren. (Umarım bir gün öğreneceğim.)
11-İngilizceyi anadilin gibi konuş. (Anadilim gibi konuşabildiğimi düşünmüyorum ama konuşmada da yazmada da hiçbir sıkıntım yok, şükür.)
12-Okulda alacağın Japonca eğitiminin bir saniyesini bile boşa harcama ve iyi değerlendir. Okul biteli çok oldu. Okulda bu fırsatı çok iyi değerlendirebildiğimi düşünmüyorum. Ama Japonca kursuna gidiyorum ve çalışmaya devam ediyorum.)
13-Şekeri tamamıyla hayatından çıkar.
14-Yeniden fotoğraf çekmeye başla.
15-İspanyolca konuşulan bir ülkeye git. (Erasmusla bile olabilir.) (Gidemedi.)
16-Yeniden koşmaya başla. (Bir ara başlamıştım, sonra yine bıraktım. Şimdi üşeniyorum.)
17-Livemocha olayını ilerlet. (Bir zamanlar çok aktiftim burada ve çok da faydasını gördüm. Sonra uzunca bir süre kullanmadım. Yeniden baktığımda ücretli olmuştu. Devam etmedim.)
18-Ehliyet al. (Alamadı.)
19-Yeni, kocaman bir kitaplık al. (Kuşadası’ndaki evimde vardı kocaman kitaplık. İzmir’deki evimdeki küçük geliyor.
20-Üniversiteden mezun ol. :) (Oldum, şükür.)

Liste böyleydi. Güncelleme konusunda çok gecikti. Geçenlerde 30 olmadan yapılacaklar listesi yaparken yeniden aklıma düştü, yalan yok. Bunu sonlandırayım dedim ben de.
En kısa zamanda 30 olmadan yapılacak listemi de yayınlayacağım. :)